blog

Suudi Arabistan’ın Tartışmalı Veliaht Prensi: MUHAMMED BİN SELMAN

BİYOGRAFİ SERİSİ – 1
Suudi Arabistan’ın Tartışmalı Veliaht Prensi: MUHAMMED BİN SELMAN
 
23 Ocak 2015 tarihi, Suudi Arabistan’ın modern dönem tarihi kaleme alınırken, muhtemelen ciddi bir dönüm noktası olarak görülüp değerlendirilecektir. Bu tarihte, 91 yaşında olan Kral Abdullah bin Abdülaziz el-Suud akciğer iltihabından dolayı dünyaya veda etti ve kardeşi Veliaht Prens Selman bin Abdülaziz el-Suud tahtın yeni sahibi oldu. 1963-2011 yılları arasında aralıksız 48 sene Riyad Valiliği, ardından da Savunma Bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunan Selman bin Abdülaziz, 2012’de ölen kardeşi Nayef bin Abdülaziz’in yerine Veliaht Prens olarak atanmış ve yaşı (ve elbette hastalıkları da) oldukça ilerlemiş olan Kral Abdullah’ın halefi olarak belirlenmişti.

Muhammed bin Selman, işte bu bahse konu Kral Selman’ın oğludur. Kral Selman’ın,  İkinci Veliahtlık makamında bulunan oğlu Muhammed’i, yeğeni Muhammed bin Nayef’in yerine Veliahtlık makamına getirdiği 21 Haziran 2017 tarihi ise son süreçteki ikinci kritik dönüm noktasıdır.

Suud Hanedanı içerisinde yaşanan taht kavgaları, ülkeyi oluşturan güçlü aşiretler arasındaki denge, annelerinin adıyla “Sudeyri Yedilisi” olarak bilinen Suud ailesi içerisindeki en güçlü fraksiyonun ön plana çıkışı (hanedanın kurucusu Abdülaziz el-Suud’un farklı aşiretlerden olan eşlerinden doğan çocukları arasındaki güç mücadelesi) vb unsurlar göz önünde bulundurulunca, bilhassa Veliahtlık makamı için öteden beri verilen kavga fazla şaşırtıcı değildir. Bu sebeple Muhammed bin Selman gibi bir Prens’in, hanedan içindeki tasfiye ve mücadeleler sonucu bu makama getirilmesinde olağan dışı bir yan yoktur. Ancak, konunun bu kadar tartışmalı ve dengeleri değiştirici olmasının nedeni, 30’lu yaşlarının hemen başındaki bir genç Prens için neredeyse bütün sistemin kimyasının değiştirilmesi ve halen de bu sürecin tam istikrara kavuşamamış olmasıdır. Krallık tahtının, kurucu Abdülaziz’in oğullarından üçüncü kuşağa bu şekilde devredilecek oluşu da, hanedan içerisinde benzer şekilde çeşitli tepkilere ve huzursuzluklara yol açmaktadır.[1]

Muhammed bin Selman’ın kişisel özgeçmişine baktığımızda şu hususlar ön plana çıkmaktadır; 31 Ağustos 1985 tarihinde doğan Veliaht Prens, Kral Salman'ın üçüncü eşi Fahdah bint Felah bin Sultan'ın (Ajman Kabilesinden) en büyük oğludur. Suudi prenslerinin çoğunun aksine eğitimini Suudi Arabistan'da tamamlamıştır. Bir dizi devlet organında çalışmadan önce Kral Suud Üniversitesi'nde Hukuk okudu. Sadece tek eşi (Sara bint Mashoor ile 2008’de evlendi) ve bu eşinden iki kızı ile iki oğlu bulunuyor.[2] Veliahta ilişkin daha detaylı bilgi veren bazı kaynaklarda, Riyad’daki ilköğretim hayatı sırasında ülkenin en iyi on öğrencisinden biri olduğu, Hukuk Fakültesi’ndeki lisans eğitimini ise sınıf ikincisi olarak bitirdiği ve öğrenciliği sırasında çok sayıda kursa ve staj programına katıldığı bilgisi mevcut.[3]

Üniversiteden mezuniyetinin ardından bir süre özel sektörde faaliyet gösteren ve çeşitli kamu kuruluşlarına da danışmanlık yapan Muhammed bin Selman, Misk el-Hayriyye (MiSK Foundation) adlı insani yardım kuruluşu vasıtasıyla gençlere yönelik çeşitli sosyal projelerin içerisinde de yer aldı. Vakfın çalışma alanları arasında, toplumsal gelişim ve kalkınma, yapay zekânın gelecekteki çalışma alanları üzerine etkisi, gençlerin gelişim sahaları, yenilikçi projeler için yeni fikirlerin uygulanması, yaşam boyu öğrenmeyi teşvik, kadının güçlendirilmesi ve topluma katkıda bulunmasının yeni yolları gibi konu başlıkları bulunuyor. Forbes Middle East Dergisi, Veliaht Prens’i bu vakıf çalışmaları sayesinde, 2013 yılında “Yılın Kişisi” seçti.[4]

Muhammed bin Selman’ın siyasetle tanışması ise 2007’de Bakanlar Kurulu’na danışman olmasıyla başladı, 2009 yılında Riyad Valisi olan babasının Özel Danışmanı olarak atandı. 2013’e kadar bir yandan da Suudi Kabinesi için yarı-zamanlı danışmanlığa devam etti. Babasının Kral ilan edildiği 2015 Ocak ayında, Savunma Bakanı ve İkinci Veliaht olarak atandı. 2017 Haziran ayında ise, bazı çevrelerce ‘yumuşak darbe’ olarak nitelendirilen bir kararla, ‘kuzeninin ayağı kaydırılarak’ Veliahtlığa getirildi ve müstakbel Kral olmasının önünde artık hiçbir engel kalmadı.[5] Ayrıca, Veliahtlık makamına ek olarak, Başbakan Birinci Yardımcılığı, Savunma Bakanlığı, Ekonomik İşler ve Kalkınma Konseyi Başkanlığı görevlerini de deruhte etmektedir.

Veliaht Prens’in üstlendiği bu görevler, bir uzmanın değerlendirmesiyle, “bugün Krallığın dış politika, savunma ve sosyal dönüşüm portföylerini tümüyle Muhammed bin Selman’ın kontrolü altına sokmaktadır.”[6] Bu değerlendirmeye ilaveten, ekonomik işlerle ilgili görevinin, ülkenin başta devasa boyuttaki petrol endüstrisi olmak üzere, iktisadi ve ticari konularda da kendisini ‘son karar mercii’ haline getirdiğini söylemek abartılı olmayacaktır.

Muhammed bin Selman’ın kişisel özellikleri ve karakterine ilişkin olarak, bir kısmı kendi söylemlerine yansıyan, bir kısmı abartılı ve sansasyonel olan, bir kısmı da Hanedanın ve Suudi Arabistan’ın kapalı yapısı nedeniyle teyit edilmemiş olarak kalan birkaç özelliğine yer vermek, adı geçeni daha yakından tanıyabilmek açısından faydalı olabilecektir:

-2017 sonunda ABD ve Batı medyasına yansıyan haberlerde, Prens’in kişisel servetinin yaklaşık 3 milyar Dolar civarında olduğu ve bu miktarın Suudi Kraliyet Ailesi standartlarında bile çok yüksek bulunduğu; hâlihazırda dünyanın en pahalı ikametgâhının sahibi olduğu, Paris’te 2011’de tamamlanan ve 2015’te 301 milyon dolara satılan ve dünyanın en pahalı evi olan The Chateau Louis XIV Şatosunun Muhammed bin Selman tarafından satın alındığı; Prens’in ayrıca 2017 Kasım ayında gerçekleştirilen bir müzayedede Leonardo Da Vinci’nin Salvator Mundi adlı tablosunu 450 milyon dolara satın aldığı da kayıtlıdır.[7]

-Bloomberg Businessweek, 2016 yılında kendisiyle yaptığı bir mülakatta, Prens’in günde 16 saat çalıştığını ve o sıralarda Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabıyla, eski Britanya Başbakanlarından Winston Churchill’in savaş dönemi günlüklerini okuduğunu belirtti.[8] Aynı röportajda, İslam dininin birden fazla evliliğe izin vermesine rağmen, diğer Suudi prenslerin aksine, neden tek evli olduğu sorusuna, “modern hayatın bunun için fırsat bırakmadığı” cevabını vermişti.

-Batılı bir diplomat, kendisini, ‘oldukça zeki, fevkalade parlak ve sonuç odaklı’ olarak tanımlıyor.[9] Keza, ABD Eski Başkanı Barack Obama’nın Al Arabiya ile gerçekleştirdiği bir söyleşide Prens hakkında “son derece bilgili, zeki ve yaşının üzerinde bir bilgeliğe sahip” ifadelerini kullandığı belirtiliyor. Independent, hazırladığı portrede kendisinden “eski kuşak Suud liderlerinin aksine, sık sık televizyonlara ve gazetelere çıkan, bilboardlarda gözüken bir lider” şeklinde bahsediyor. BBC Muhabiri Frank Gardner da genç liderin devlet bürokrasisi içerisinde eski moda çalışanların yerine Batıda yetişmiş genç teknokratları istihdam ettiğini ve ülkesinde, özellikle genç nüfus arasında çok sevildiğini belirtiyor.[10]

-Başta önde gelen ABD ve Batı basın-yayın organları olmak üzere, uluslararası görünürlüğe ve itibara özel önem atfediyor. New York Times’a verdiği bir mülakatta kullandığı şu ifadeler karakteriyle ilgili çok şey anlatıyor esasen: “Hep bir acele içindeyim, çünkü çok fazla şey var kafamda ve her an ölebilirim, ölmeden önce bunların gerçekleştiğini görmek istiyorum.”[11]

Veliaht Prens’in Agresif Dış Politika Hedefleri Ve Şahin Söylemleri
Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın, 2015 yılından beri kamuoyuna yaptığı açıklamalar ve dış politika söylemleri analiz edildiğinde, ilk göze çarpan hususlar; ‘sert güç’ unsurlarına aşırı bir anlam yüklemesi, Arap dünyası içinde açıkça liderliğe oynaması ve Araplar arası birlikteliği ön plana alması, bunun için bilhassa İran karşıtı şahin bir söylem benimsemesi, İsrail ile iletişim kanalları kurma ve yakınlaşma çabası içerisine girmesidir.

“Tahran’la diyalog imkânsız, çünkü bu Şii teokrasisi, Mekke ve Medine de dâhil olmak üzere, İslam dünyasının tamamını kendi kontrolü altına almayı hedefliyor. Suudi Arabistan olarak, İran rejiminin öncelikli hedefiyiz. Bu nedenle ülkemizde oturarak savaşın gelip bizi bulmasını beklemeyeceğiz. Bunun yerine savaşı bizzat İran’ın içine taşıyacağız.”[12] “Ayetullah Hamaney bugünün Ortadoğu’daki Hitler’idir. Avrupa tarihi bize bu tür diktatörlere taviz vermenin işe yaramadığını gösterdi. Biz de geçmişte Avrupa’da yaşananların bir benzerini bu Hitler’in Ortadoğu’da gerçekleştirmesine seyirci kalmayacağız.”[13]
Yukarıdaki ifadeler, Prens’in İran’a olan kin ve nefretini göstermesi açısından jenerik ifadeler. Bu ve benzeri sözleri, 2002’de Irak’ın işgali ve 2011’de başlayan Arap dünyasındaki iç karışıklıklar sürecinde, İran’ın bölgede artan askeri ve siyasi nüfuzundan ne kadar rahatsız olduğuna da işaret ediyor. Muhammed bin Selman, Savunma Bakanı olarak atandığı 2015 yılı başında, bu iddialı söylemlerini uygulamaya dökebileceği ilk ‘test sahası’ olarak Yemen’i seçmiş ve bu ülkedeki İran destekli Husi savaşçılara yönelik kapsamlı bir askeri operasyon başlatmıştı. Suudi Arabistan önderliğindeki hava operasyonuna, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Mısır ve Fas hava kuvvetlerinin de destek vermesine rağmen, aradan geçen üç yıllık süreçte başkent Sana’daki isyancılar henüz yerlerinden çıkarılabilmiş değil ve operasyon başarısız olmasına rağmen ısrarla sürdürülüyor. Ülkedeki açlık, kolera ve diğer salgın hastalıkların korkunç boyutlara ulaşması da bugüne kadar taraflar üzerinde caydırıcı bir etki yapamadı.

Veliaht Prens’in, BAE ile birlikte başını çektiği ve Mısır ile Bahreyn’in yanı sıra Yemen ve Libya’daki Riyad yanlısı grupların da destek verdiği Katar’a yönelik tecrit hamlesi de bu çerçeve içerisinde değerlendirilebilir. Her ne kadar bu tecridin ve diplomatik ilişkileri kesme kararının görünürdeki sebebi olarak Doha’nın ‘terörist gruplarla işbirliği’ yapması gösterilse de, Prens’in İran’a karşı yumuşak ve tavizkar hareket etmekle suçladığı Katar’a gözdağı verme ve Arap dünyasında hamle üstünlüğünü tekrar ele alma arzusunun yattığına dair yorumlar çoğunlukta. Ancak dokuz ay süren bu boykot, başta hedeflendiği gibi, Katar’ı dizlerinin üzerine çöktürmedi ve bugünlerde kaldırılması için adımların atıldığına dair haberlere sıkça rastlanıyor.[14] Riyad’ın Lübnan’daki Sünni ve Irak’taki Şii liderlerle, İran aleyhtarı somut bir cephe kurma girişimleri de şimdiye kadar bir sonuç vermedi.

İran karşıtı kampanyasında Prens’in elini rahatlatan en büyük iki dış destek ise İsrail ve ABD’den gelmiş durumda. Riyad’ın İsrail’le ilişkileri düzeltme çabası içine girdiği artık kimse için sır değil. Her iki başkentte de (Riyad’da daha utangaç olmak üzere) bu yöndeki beklentiler arttı. Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayed’in, Muhammed bin Selman’ın akıl hocası olduğu ve ABD desteğiyle tahta tek başına geçebilmesi için kendisine iki tavsiyede bulunduğuna dair haberler basında yer buluyor: İsrail’le güçlü bir iletişim kanalı kur ve ülke içindeki dini radikallerin etkisini sınırla![15] Riyad ile Tel Aviv arasında ticari ve ekonomik görüşmelerin başlaması, ayrıca 2017 Aralık ayında İsrail İstihbarat Bakanı Yisrael Katz’ın Prens’i İsrail’e davet ederek, Filistin-İsrail barış görüşmelerinin onun himayesinde yapılmasını önermesi de bu iletişim kanallarının güçlü bir şekilde kurulmasının arifesinde bulunulduğuna işaret ediyor.[16] Keza Veliaht Prensliğe atandığı gün, ABD Başkanı Trump tarafından coşkuyla tebrik edilmesi de bu güçlü dış desteğin boyutunu gösteriyor.

Gelinen aşamada, Prens’in agresif dış politika hamleleri ve şahin söylemiyle, İsrail ve ABD’nin herkesçe malum İran nefreti ve askeri müdahale için uygun zamanı kollayan tutumları birleşince, Ortadoğu’da yeni bir kriz, hatta sıcak çatışma için kılıçların bilenmekte olduğu aşikar.

Ülke içi dengeler ve sosyal dönüşüm için toplum mühendisliği
Veliaht Prens’in, New York Times’ın kıdemli Ortadoğu Muhabiri Thomas Friedman’a geçtiğimiz aylarda verdiği mülakatta kullandığı şu sözler[17], ülkesi için nasıl bir sosyal dönüşüm planladığını göstermesi açısından kayda değer:  

“Muhammed bin Selman, ‘1979 öncesine geri döneceğiz’ diyor, ılımlı İslam’a. O yıl ne olmuştu? Kâbe Baskını, Afganistan’ın SSCB tarafından işgali, İran Devrimi. Bu gelişmeler radikal Selefiliğin içeride ve dışarıda yükselip, İran’da devlet dini haline getirilen İslam’ın Şii yorumuyla mücadele etmesini, Afganistan’da Sovyetlere karşı cihadı ve nihayetinde 11 Eylül olaylarını ortaya çıkardı. Prens şunu söylüyor: ‘İslam’ı reforme etmeye çalışmıyoruz, 1979 öncesi Arabistan’da yaşanan günlük hayata geri dönüyoruz, İslam’ı kendi kökenlerine ve eski konumuna iade ediyoruz. Peygamber bu topraklarda yaşarken, müzikli gösteriler, kadın ve erkeğin birlikte içinde olabildiği günlük hayat, Hıristiyan ve Yahudilere saygı vardı. Medine’deki ilk ticari yargıç bir kadındı. Yoksa Peygamber tüm bu pratikleri ortaya koyarken bir Müslüman olarak yanlış yapıyordu da biz mi şu an doğru yapıyoruz?’ Sonra odadaki bir Suudi Bakan cep telefonundan 1950’li yıllara ait fotoğraflar gösterdi, başı açık kadınlar, sokaklarda etekli gezen ve sinemaya birlikte giren kadın ve erkekler vardı bu fotoğraflarda. ‘1979’da film koptu ve bir anda değiştik’ diyor tanıştığım bir işadamı ve ardından da ekliyor ‘benim kuşağım 1979 tarafından esir alındı ama çocuklarım, torunlarım alınamayacak’ diyor.”

Prens’in bu mülakatta zikrettiği kritik yıl olan 1979’daki Afganistan’ın işgalinin ve İran Devrimi’nin tarihsel önemi herkesin malumu. Ancak Kâbe Baskını vakası, Türkiye’de olduğu kadar dünyada da pek bilinen bir hadise değil. Sonuçları itibariyle Suudi Arabistan siyaseti ve toplum yapısı açısından bu kadar dönüştürücü olan bu vakaya yakından bakmak gerekiyor.

1979’da, yaklaşık 300 kişilik silahlı bir grup Kâbe’yi basmış, Harem-i Şerif haftalarca işgal altında kalmış, çatışmalarda yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, baskın çok kanlı bir şekilde ve ancak Fransız antiterör birlikleri kullanılarak sona erdirilebilmişti. Aradan geçen bunca yıla rağmen Kâbe Baskını’nın sebepleri asla resmî olarak açıklanmadı, ayrıntıları öğrenilemedi. Hadiseye hanedan içindeki bazı Prenslerin ve hükümet yetkililerinin de karıştığı, ancak Kral Halid’in bu isimleri cezalandırmaya cesaret edemeyip, bir kısmını sürgüne göndermekle iktifa ettiği bazı kaynaklarda yer aldı. İsyancıların lideri, Cüheyman el-Uteybi isimli Bedevi kökenli dindar bir eski askerdi. Suudi Krallığının kuruluşunda hanedana büyük hizmeti dokunan Bedevi aşiretler, hızlı modernleşme ve yönetici elitle halk arasındaki uçurumun iyice açılmasına uzun bir süredir tepkiliydi. Sosyolojik açıdan her toplumda görülebilecek bu ‘treni kaçırma / zamanın dışında kalma’ olgusu, Vahhabiliğin kök aldığı ve sert yoruma sahip zahiri-Hanbeli dindarlık sosuyla birleşince, Cüheyman’ın Mesiyanik/Mehdici hareketi ortaya çıktı, ülkedeki dini hayatı olduğu kadar siyaseti ve toplumu da derinden etkiledi.[18]

1960’larda Suudi Arabistan’da iki temel İslami eğilim görülmekteydi: Elitler ve hanedanın sahiplendiği, pragmatik ve politik eğilimli ana akım ile ‘reddiyecilik veya Neo-Selefilik’ de diyebileceğimiz, ana akıma tepki olarak yükselen, taşra kökenli daha tutucu ve radikal eğilim. Kâbe Baskını, bir anlamda, bu ikinci akımın ilkine silahlı başkaldırısı veya ‘merkezin çevreyi zorla yola getirme çabasıdır’. Nitekim Cuheyman’ın en önemli sloganları, Suud Hanedanı’nın şeriatı terk ettiği söylemi ve Mehdi’nin ortaya çıkıp halkı doğru yola yönelteceği iddiasıdır. Çatışan bu iki akımı uzlaştıran, din adamları ve Ulema Yüksek Şurası oldu. Dönemin Soğuk Savaş şartları ve dışarıdan gelen iki yıkıcı tehdit (Sovyet Komünizmi ve İran’dan yükselen devrimci Şii dalga), hanedanla din adamlarını birbirine yakınlaştırdı. Hükümetin İslam’ın en katı yorumunu topluma dayatmaya dönük yeni kararlılığına, ulemaya devasa bir nakit para akışı eşlik etti. Petro-dolarlar Vahhabi öğretiyi dünyaya yaymaya kararlı misyoner örgütlere akmaya başladı. O dönem Vahhabi muhafazakârlığını benimsemek, Suud ailesine de akılcı bir hayatta kalma politikası olarak göründü.[19]

Muhammed bin Selman’ın şikâyet ettiği ve ılımlı İslam söylemleriyle ‘fabrika ayarlarına döndürmeye çalıştığı’ Suudi toplumu üzerindeki mevcut baskı, işte bu uzun kırk yılın getirmiş olduğu atmosferden kaynaklanmaktadır.[20] Kadınlara otomobil sürme hakkı ve stadyumlarda futbol maçı izleme izninin verilmesi, sinema salonlarının tekrar açılması, konser ve müzikal etkinliklerin kadın-erkek karışık katılımla icrası, ‘din ve ahlak polisinin’ etkisinin iyice azaltılması gibi adımlar, bugüne kadar sisteme sadık kalmış olan etkili din adamları sınıfının muhalefetine rağmen hızlı bir şekilde uygulamaya konuldu. Ancak bu tür kapalı toplumlarda, dini ve kültürel ögeler üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan hızlı modernleşme adımları ve sosyal mühendislik çalışmalarının (Prens, bu dönüşüm için 15 yıllık bir reform programı öngörüyor) ne ölçüde başarılı olacağı hususu, kuvvetle muhtemel, Prens’in kişisel kaderi üzerinde de belirleyici olacaktır.
 
 Ekonomik Reform Hedefleri, Yolsuzluk Operasyonları Ve Ülkenin Geleceği
Veliaht Prens’in ülkede hedeflediği siyasi ve sosyo-kültürel reformların temelini teşkil edecek olan zemin ise ekonomik dönüşüm stratejisi üzerine kurulu. Yukarıda da değinildiği üzere, ülkenin ekonomik ve ticari politikalarının belirlendiği Ekonomik İşler ve Kalkınma Konseyi de doğrudan kendisine bağlı. Prens’in göreve geldikten sonra attığı ilk somut adımlardan biri devlet bütçesinden halka ödenen teşvik-sübvansiyonlarda ve kamu harcamalarında kısıntıya gidilmesi oldu, aksi takdirde beş yıl içerisinde ülkenin iflas bayrağını çekebileceğini ilan etti. Ekonomik dönüşüm için açıklanan en önemli strateji belgesi ise Vizyon–2030 adı verilen plan. Bu plana göre 2030’a kadar, ülkenin petrol endüstrisine olan aşırı bağımlılığının (hâlihazırda bütçe gelirlerinin % 87’si petrol kaynaklı) kırılması, imalat sektörü ve farklı alanlarda yüksek katma değerli üretim yapan modern bir ekonomi haline getirilmesi, ayrıca verimsiz Suudi bürokrasisinin dönüştürülmesi amaçlanıyor. Planın önemli bir parçası, devasa petrol şirketi Saudi Aramco’nun (en yakın rakibi Exxon Mobil’e göre on kat daha fazla rezervlere ve 2 trilyon dolarlık piyasa değerine sahip), %5’inin özelleştirilmesi, geriye kalan kısmının da kamu fonuna aktarılarak, ekonomik projelerin bu kanalla finanse edilmesi planlanıyor. IMF ise söz konusu programı ‘hırslı, kapsamlı, ancak uygulaması zor’ olarak nitelendiriyor.[21]

Muhammed bin Selman’ın bir diğer hırslı ve agresif ekonomik planı da, ülkesinin Mısır ve Ürdün ile olan sınırında, Kızıl Deniz kenarında, yaklaşık 26 bin m2 alan üzerine kurulması öngörülen ve toplam değeri 500 milyar doları bulacağı ileri sürülen özel ekonomik bölge kurma girişimi. Söz konusu alanda enerji, su, tarım, ileri sanayi, bioteknoloji alanlarına yatırım yapılması ve enerji ihtiyacının alternatif enerji kaynaklarından karşılanması öngörülüyor.[22]

Ancak bu adımların hiçbiri, 2017 Kasım ayında, içlerinde 4 Bakan, 11 Prens ve çok sayıda üst düzey ismin bulunduğu yaklaşık 200 kişinin yolsuzluktan dolayı gözaltına alınması kadar ses getirmedi. Her ne kadar operasyon sinyalleri uzun bir süre öncesinden verilse de, bu adım pek çok çevre tarafından, Veliaht Prens’in aile ve sistem içindeki dişli rakiplerini tasfiyesi olarak algılandı. Ancak Prens bu tanımlamayı reddediyor, bu isimlerin çok büyük kısmının zaten kendisine biat eden isimler olduğunu, böyle bir hamleye ihtiyaç duymadığını belirtiyor ve önemli bir hususun altını çiziyor: “1980’lerden bu yana ülke kaynaklarının % 10’u yolsuzluklarla talan edildi. Ama bugüne kadar buna karşı mücadele aşağıdan yukarıya doğru yürütülmeye çalışıldı ve başarısız olundu. Biz bu sefer doğrudan en tepedekileri alıp mücadele ediyoruz. Belgeleri önlerine koyduk, onlar da uzlaşmayı seçti. Bu şekilde, sırf bu son dalgada gözaltına alınanlardan 100 milyar Doları alıp, devlet hazinesine iade ettik.”[23]
 
Sonuç itibariyle, bazı çevreler tarafından ‘Ortadoğu’nun en güçlü adamı’ olarak nitelendirilen, her yurtdışı seyahatinde dünyanın en kudretli liderleri tarafından el üstünde tutulan bu hırslı, atılgan ve gözü kara Prens’in, ‘agresif dış politika, proaktif savunma, güçlü ekonomi ve içeride ılımlı İslam ekseninde sosyal dönüşüm’ üzerine kurguladığı bir süreç başlamış bulunuyor. Her ne kadar zaten ateş kazanı olan bölge denklemleri ve kaotik küresel dengeler aklıselim ve itidal gerektirse de, çölün ortasından gelen 33 yaşındaki Veliaht Prens, dinamizmiyle, en azından kısa vadede bölgedeki dengeleri lehine çevirmeye gayret edecek.
 
[1] Simon Tisdall, “Mohammed bin Salman al-Saud: the hothead who would be king”, 25 Haziran 2017, https://www.theguardian.com/world/2017/jun/25/mohammed-bin-salman-saudi-heir-young-hothead-with-ambitions
“Ülke rehberi: Suudi Arabistan”, 15 Nisan 2009, http://www.bbc.co.uk/turkish/indepth/story/2005/03/041011_suudi_arabistan_rehber.shtml
 
[2] Amir Ravash, “Suudi Arabistan'ın veliaht prensi Muhammed bin Salman kimdir?”, 5 Kasım 2017, http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40357188
Abdel Razzaq Abdul Kareem, “The Dark Knight of the Middle East”, 13 Şubat 2018, http://relacionesinternacionales.media/topics/the-dark-knight-of-the-middle-east
 
[5] Adam Taylor, “Promotion of Saudi Arabia’s Mohammed bin Salman dubbed a ‘soft coup’ by Iranian state news”, 21 Haziran 2017, https://www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2017/06/21/promotion-of-saudi-arabias-mohammed-bin-salman-dubbed-a-soft-coup-by-iranian-state-news/?utm_term=.c080fcb866d7
 
[7] Nicholas Kulish and Michael Forsythe, “World’s Most Expensive Home? Another Bauble for a Saudi Prince”, 16 Aralık 2017, https://www.nytimes.com/2017/12/16/world/middleeast/saudi-prince-chateau.html
Guy Birchall, “Mohammed bin Salman, who is the Saudi Arabian’s wife Princess Sara and what’s his net worth?”, 23 Ocak 2018, https://www.thesun.co.uk/news/5292909/crown-prince-mohammed-bin-salman-wife-princess-sara-net-worth-saudi-arabia/
 
[8] Peter Waldman, “The $2 Trillion Project to Get Saudi Arabia’s Economy Off Oil”, 21 Nisan 2016, www.bloomberg.com/news/features/2016-04-21/the-2-trillion-project-to-get-saudi-arabia-s-economy-off-oil
 
[9] “New heir to Saudi throne holds power beyond his years”, 21 Haziran 2017, https://tribune.com.pk/story/1441130/new-heir-saudi-throne-holds-power-beyond-years/
 
[10] Akın Art, “Suudiler Veliahdı neden değiştirdi”, 23 Haziran 2017, https://odatv.com/suudiler-veliahti-neden-degistirdi-2306171200.html
 
[11] Thomas L. Friedman, “Saudi Arabia’s Arab Spring, at Last The crown prince has big plans for his society.”, 23 Kasım 2017, https://www.nytimes.com/2017/11/23/opinion/saudi-prince-mbs-arab-spring.html
 
[14] “Arap dünyası Katar’a neden sırtını döndü?”, 5 Haziran 2017, https://tr.sputniknews.com/columnists/201706051028761396-arap-dunyasi-katara-sirtini-dondu/
Patrick Wintour, “Gulf states considering plans to bring end to Saudi-led Qatar boycott”, 6 Mart 2018, https://www.theguardian.com/world/2018/mar/06/gulf-states-plans-end-saudi-arabia-qatar-boycott
 
[15] David Hearst, “Mohammed Bin Salman, Saudi Arabia’s Prince Of Chaos”, 21 Haziran 2017, https://www.huffingtonpost.com/entry/mohammed-bin-salman-saudi-arabias-prince-of-chaos_us_594acf7ee4b092ed90588b3c
Rori Donaghy, “REVEALED: The UAE-backed plan to make young Saudi prince a king”, 30 Haziran 2016, http://www.middleeasteye.net/news/revealed-uae-backed-plan-young-saudi-prince-be-king-1655506265
 
[18] Trofimov, Yaroslav (2007) The Siege of Mecca: The 1979 Uprising at Islam's Holiest Shrine, Doubleday Press
 
[19] Thomas Hegghammer and Stephane Lacroix, (2007) “Rejectionist Islamism in Saudi Arabia: the Story of Juhayman al-Utaybi”, Inernational Journal of Middle East Studies. 39 (2007), pp.103–122
 
[20] Veliaht Prens’in şu sözleri sosyal dönüşüm arzusunu ifade etmektedir: “Tüm dinlere ve dünyaya açık, bir ılımlı İslam ülkesi olacağız, yakında radikalizmi bitireceğiz. Geçmiş 30 yılımız İranlılarla mücadele etmek için, normal şartlarda geçmedi. Biz dâhil bölge ülkeleri olarak onları kopyalamaya çalıştık, bu tehditle nasıl mücadele edeceğimizi bilemedik. Ama nüfusumuzun % 70’i 30 yaşın altında, önümüzdeki 30 yılı da bu yıkıcı fikirlerle uğraşmakla geçirmeyeceğiz, hemen ve acilen yok etmeliyiz o fikirleri.” Martin Chulov, “I will return Saudi Arabia to moderate Islam, says crown prince”, 24 Ekim 2017,
https://www.theguardian.com/world/2017/oct/24/i-will-return-saudi-arabia-moderate-islam-crown-prince
 
[23] Thomas L. Friedman, https://www.nytimes.com/2017/11/23/opinion/saudi-prince-mbs-arab-spring.html
“Saudi Crown Prince Mohammed bin Salman, power behind the throne”, 6 Kasım 2017, http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-40354415