blog

Hama Kuralları

Hep Direnen, Hep Yıkılan Kent: Hama

Suriye İç Savaşı yedi yılı geride bırakırken savaşta en ağır yarayı alan kentlerden biri Hama oldu. Ancak diğerlerinin aksine, Hama ilk kez bu derece büyük bir yıkımla karşılaşmıyordu. Oğul Hafız Esed döneminde başlayan İç Savaş arkasında yüzbinlerce ölü ve milyonlarca travma bırakırken, bu yaşanan acıların adeta bir provası baba Hafız Esed ve Baas rejimi tarafından 1982 yılında gerçekleştirilmişti. Bu olay tarihte “Hama Katliamı” olarak yerini aldı.

İsyanlar Kenti
3 bin yıllık bir geçmişe sahip Hama, Suriye’nin orta batı kesiminde, Asi nehri üzerine yer alıyor. Arapça karşılığı “hisar” olan kent, Asi’nin üzerinde sulama ve içme suyu için 14. yüzyılda kurulan su değirmenlerinden ötürü “Medinet-ün Nevair” (Su Dolaplarının Şehri) olarak da bilinir. Kuruluşu tarih öncesi döneme kadar uzanan kent, Asur, Pers, Bizans, Arap ve Osmanlı yönetimleri altında önemli bir tarım ve ticaret merkezi olarak varlığını sürdürdü. Modern Suriye’de de önemini sürdüren Hama, İç Savaş öncesi yaklaşık 850 binlik nüfusu ile Halep, Şam ve Humus’un ardından Suriye’nin en büyük dördüncü kenti idi.

Ancak Hama sadece tarihi ve turistik yönleri ile bilinmiyor. Kent, özellikle son bir asırda - tıpkı Halep ve Şam gibi – yönetimin baskıcı ve adaletsiz olduğu dönemlerde protesto ve direnişin ortaya çıktığı merkezlerden biri olageldi. Örneğin, 1925’te Fransız mandasına karşı önce Dürziler arasında başlayan, daha sonra Alevi ve Sünni kesimini de içine alan, Büyük Suriye İsyanı’na Hama halkı da destek verdi. Fransızlar ise isyana karşılık kenti, tıpkı Şam’da olduğu gibi, havadan ve karadan bombardımana tuttu. O tarihte nüfusu 50 ile 60 bin olan kentte Fransız Ordusu’nun isyanı bastırma girişimleri sırasında yaklaşık 7500 direnişçi ve sivil öldürüldü, binlerce ev ve işyeri yakıldı.[1]

Hama, Suriye’nin 1946 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından kurulan Suriye Arap Cumhuriyeti döneminde hem Suriye milliyetçiliğinin hem de İslamcı grupların etkin olduğu bir kentti. Sosyalist Baas rejiminin uygulamaları muhafazakâr kesiminin kısa sürede tepkisi çekmiş ve 1964 Nisan’ında isyan başlamıştı. Müslüman Kardeşler’in destek verdiği isyancılar kentteki Sultan Camisi’ni üs olarak seçip, Baas destekçilerine saldırırken, iki gün süren sokak çatışmalarının ardından Rejim’in bölgeye sevk ettiği ağır silahlı birlikler kontrolü tekrar el aldı. İsyancıların bulunduğu Sultan Camisi’nin de bulunduğu bölgenin bombalanması sonucu yaklaşık 70 İhvan üyesi yaşamını yitirirken, Baas rejiminin isyanın sertlikle bastırılması yönündeki destekçilerinden biri o dönemde Parti’nin yöneticilerinden biri olan Hafız Esed idi.[2] Hama İsyanı başarıyla bastırılmış gözükmesine rağmen, bu aslında bir yanılsama idi. İsyancılar yer altına inerken, Sultan Camisi’nin bombalanması ülke çapında Sünni kesimin protestolarına neden oldu. Ancak Baas Rejimi ne kadar kırılgan bir yönetime sahip olduğunu görse de bunu telafi etmek için bir adım atmadı.

Baba Esed ve En Büyük Katliamı
Suriye’de, darbeler ve iktidar çekişmeleri ile geçen bir on yılın ardından, 1970 yılında, yönetimi ele geçiren Hafız Esed, 30 yıl süren iktidarı döneminde pek çok insan hakkı ihlali ve insanlığa karşı suç gerçekleştirdi. Ancak bunların en büyüğü, 1982 yılında gerçekleştirilen Hama Katliamı idi.

3 Şubat 1982’de Hama’da, Baas rejimine karşı silahlı mücadele yürüten bir milis liderine karşı yürütülen askeri operasyon sonrasında kentte başlayan silahlı çatışmalar isyana dönüştü. Ülke genelinde İhvan ve Baas arasında yıllardır süren gerginlik ve zaman zaman yaşanan çatışma nihayetinde, Hama’nın büyük bir hesaplaşma sahnesine dönmesine yol açtı. İsyanın ilk günlerinde kentteki Baas Partisi üyelerinin önde gelenlerinde yaklaşık 70 kişi öldürüldü.[3] İsyancıların kısa sürede kentin kontrolünü ele geçirmesi Hükümet’te şok etkisi yaratırken Esed de, iktidarına karşı gerçekleşen bu en büyük meydan okumayı bir ölüm kalım meselesi olarak gördü. Ona göre, bu sefer kentte 1964 yılında çıkan isyana verilen sert tepkiden daha fazlası gösterilmeliydi. Bunu gerçekleştirme görevi de yine Esed ailesinden birine düştü.

Hafız Esed’in kardeşi Rıfat Esed’in başında bulunduğu ordu birlikleri kısa sürede kenti kuşattı. Yaklaşık 12 bin askerin yer aldığı kuşatma sırasında Hama, 27 gün boyunca karadan ve havadan, sivil ve isyancı ayrımı gözetmeden bombalandı. Ardından Hükümet güçleri kentin kontrolü ele geçirdi ve tankların eşliğinde mahallelere girip, isyancıları yakalamak için insan avı başlattı. Operasyonların bu kısmında da silahlı/sivil ayrımı yapılmadı. Hedef gözetmeyen Rejim güçlerinin saldırılarının yanı sıra, mevsimin kış olması, kuşatma sonucu yiyecek, içecek ve yakıta ulaşımın olmaması sivil kayıplarını arttırdı. Ancak kaç kişinin hayatını kaybettiği uzun zaman bir muamma olarak kaldı.

Suriye Devleti’nin Hama’da gerçekleştirdiği katliam, uluslararası toplum tarafından olayın üzerinden yaklaşık 16 ay geçtikten sonra öğrenilebildi. Baas rejimin baskısı altında olan ülkede basın sıkı kontrol altında idi ve ordu saldırıda bulunduğu sırada çok az gazeteci kente girebildi. Olaya ilişkin resmi kayıtlar da gizli tutulduğu için kayıplar konusunda farklı rakamlar ortaya çıktı. Kuşatmadan hemen önce Hama’ya ulaşabilmiş birkaç gazeteciden biri olan Robert Fisk, ölü sayısına ilişkin rakamın zaman içinde arttığını, ancak 20 bini geçmediği konusunda tahmin yürütürken;[4] Uluslararası Af Örgütü Kasım 1983’te yayınladığı bir raporda, ölü sayısının 10 bin ile 25 bin arasında olduğunu belirtti.[5] Hama Katliamı üzerine gazeteci Thomas Friedman’ın aktardığı Lübnanlı bir iş adamı ile operasyonu yürüten Rıfat Esed arasındaki diyalog ise farklı bir rakam ortaya koymaktadır. Buna göre iş adamının “Sanırım Hama’da 7 bin kişi öldürdünüz” demesi üzerine, Rıfat Esed “Neden bahsediyorsun? 7 bin mi? Hayır, hayır. Biz orada 38 bin kişi öldürdük” yanıtı verdi.[6]

Hama Katliamı askeri terminolojiye bir terim de kazandırdı: “Hama Kuralları” (Hama Rules). İlk olarak New York Times muhabiri Thomas L. Friedman tarafından kullanılan Hama Kuralları’nın tanımı “hiçbir kuralın olmaması” anlamına gelmektedir. Bir şehri ayrım gözetmeksizin bombalamak, askerlerine hareketlerinde herhangi bir sınırlamama koymamak ve onlara hiçbir şeyden sorumlu olmayacaklarının teminatı vermek ve topyekûn kan dökmek Hama Kuralları idi.[7]

Hama katliamı 20. yüzyılda Orta Doğu’da insanlığa karşı işlenmiş en büyük suçlardan birisi olmasına rağmen, isyanın bastırılması sırasında işlenen suçlar hiçbir zaman araştırılmadı, mağdurların acısını gidermek için hiçbir adım atılmadı ve bu olayın sorumluları hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmadı. “Hama Kasabı” olarak da anılan Rıfat Esed, 1983’te abisi Hafız Esed’e karşı bir darbe girişiminden sonra ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, ancak sürgüne gittiği İngiltere de dahil olmak üzere, işlediği suçlardan ötürü Suriye dışında da hiçbir zaman yargılanmadı ve halen Londra’da son derece lüks bir hayat sürmekte.[8]

30 Yıl sonra Yeni Direniş, Yeni Katliam
Mart 2011’de Dara’da başlayan ilk gösteriler kısa bir süre sonra Hama’ya da yayıldı. Gösterilerin büyümesi bu kente ilişkin endişeleri olan Rejim’i de hemen harekete geçirdi ve Temmuz 2011’den itibaren Hama, Suriye Ordusu tarafından kuşatıldı. Kuşatma sonrası gerçekleşen operasyonlar yeni katliamlara sahne olurken, Hama sakinleri geçmiş kuşakların çektiği acıyı çekmeye başladı. Ancak arada bir fark vardı: Baba Esed, 1982’de Hama’da yaşananları uzun bir süre uluslararası kamuoyundan saklamayı başarırken, oğul Esed’in aynı kentte gerçekleştirdiği katliamın haberi, bilgi akışını kesemediği için kısa sürede yayıldı.

2012’nin Hamalıları öldüklerini dünyaya duyurabildikleri için şanslı mı sayılmalı bilinmez ama 1982’nin Hamasını anlatmak, üzerinden 30 yıla yakın zaman geçse de mümkün değildi. 2010’da Suriye’deki bir gezi sırasında bir turist rehberinin Hama’dan geçerken söyledikleri bunun en açık örneği: “Geçen yıl Hama'dan geçerken rehberimiz susmuştu. ‘Burada çok önceleri çok şey oldu, çok’, diyebilmişti sadece, neredeyse otuz yıl önceki meşum olayları ima ederek. Ama gençliğinde tanık olduğu o ‘çok şeyi’ fazla deşmek istememiş, o kanlı hatırayı mahşere havale etmişti. Sözün gerisini getirmeyip manayı sükûta emanet etmişti. Geçip gitmiştik Hama'dan.”[9] 
 
Yavuz Güçtürk

Lisans ve yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih Bölümünde tamamladı. İnsan hakları alanında çeşitli sivil toplum örgütlerinde raportör ve uzman olarak çalıştı. Halen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Bölümünde doktora çalışmasına devam etmektedir.

 


[1] İsyan, Fransız Hükümeti’nin Suriye’ye yaklaşık 50 bin asker sevk etmesi ve ağır silahlarla sivil-asker ayrımı gözetmeden saldırıları sonucu gerçekleştirdiği büyük yıkım sonrası, 1927’de, sona erdi. Hama’daki isyana ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Philip Shukry Khoury, “Syria and the French Mandate: The Politics of Arab Nationalism”, 1920-1945, Princeton University Press,  s. 171-173.
[2]  Patrick Seale, “Asad: The Struggle for the Middle East”, University of California Press, 1988, s. 92 ve 94.
[3] Seale, s. 332.
[4]Robert Fisk remembers 'Hama massacre' ”, Al Jazeera, 03.02.2012.
[5]Syria: An Amnesty International Briefing”, Amnesty International Publications, (Kasım 1983).
[6] Thomas L. Friedman, From Beirut to Jerusalems, Farrar, Straus and Giroux, 1989, s.90.
[7] Thomas L. Friedman, “Foreign Affairs; Hama Rules”, The New York Times, 21.09.2001.
[8] Gordon Rayner, “Syria's 'Butcher of Hama' living in £10 million Mayfair townhouse”, The Telegraph, 12 Haziran 2011.
[9] Nazan Bekiroğlu, “Suriye albümü”, Haksöz, 14.08.2011.