blog

GEÇMİŞİ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİYLE, RUSYA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI: SÜPER GÜÇ DENKLEMİNE GERİ DÖNÜŞ

Rusya’nın, bilhassa Suriye İç Savaşı’na askeri açıdan da geniş kapsamlı müdahil olduğu ve görünürlüğünü artırdığı 2015 yılı ve sonrasında, bu ülkenin Ortadoğu’daki aktif yaklaşımının niteliği daha da sorgulanmaya başlandı. Hem bölgede hem de Batı başkentlerinde Rusya’nın bu hareketliliğinin, Soğuk Savaş dönemindeki iki süper gücün Ortadoğu satrancını hatırlattığına dair yorumlar arttı.

Bu makalede, Rusya’nın bölgeye artan ilgisinin tarihi, siyasi, ekonomik ve ticari boyutları incelenecek ve yeniden süper güç olma yolunda bölgenin ‘sıçrama tahtası’ niteliği, saha gerçekleri ve somut rakamlarla ele alınacaktır.

Rusya açısından Ortadoğu ne anlam ifade ediyor?
Moskova’nın Ortadoğu’daki siyasi, askeri ve ekonomik meselelere yaklaşımını belirleyen parametrelerin izini sürmek için, öncelikle Sovyetler Birliği dönemindeki bölge politikalarına bakmak gerekmektedir.

16.yüzyıldan itibaren, doğu-batı ekseninde genişleyerek imparatorluk niteliği kazanan Rus Devleti’nin genişleme ekseni, 18.yüzyılın sonuyla birlikte kuzey-güney aksına yöneldi. Bu dönemde Kafkasya, İran ve Maveraünnehir’e yönelik genişlemeye paralel olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nu Balkanlar’dan sürme ve Karadeniz’deki etkisini kırma politikası izlendi. Meşhur “sıcak denizlere inme” stratejisinin öncelikli hedefi, İstanbul üzerinden Ortadoğu coğrafyasına hâkim olma idealini açıklıyordu. I. Dünya Savaşı’nın tetikleyici unsurlarından biri ve Rus Çarlığını savaşa sokan esas motivasyon unsuru da bu ideale dayanıyordu.[i]

Sovyetler Birliği döneminde, bilhassa İkinci Dünya Savaşı’nda alınan galibiyetin ve bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarının da etkisiyle, 1950’lerden itibaren Ortadoğu’daki gelişmelere daha aktif müdahale edilmeye başlandı. Bunun sonucunda, Avrupa ve Uzak Doğu’nun ardından, bu bölgede de ABD ile karşı karşıya gelinmesi ve rekabet içine girilmesi kaçınılmaz oldu. Bu dönemde, Irak, Suriye, Libya, Mısır, Cezayir, Güney Yemen gibi bölge ülkeleri Sovyetlerin doğrudan müttefiki ve ‘müşterisi’ olarak konumlandı.[ii]

Afganistan’ın işgalinde uğranılan başarısızlık ve arkasından iyice etkisi hissedilen ekonomik sorunlar, Gorbaçov’un glasnost ve perestroika ortamıyla birleşince, SSCB’nin Ortadoğu’dan çekilmesini de beraberinde getirdi. Kimi uzmanlar, bu geri çekilmenin Moskova’ya süper güç niteliğini tamamıyla kaybettirdiğini ileri sürer.[iii]

Ortadoğu denkleminden çekilme realitesi SSCB dağıldıktan sonra da sürdü, ta ki Sovyetler Birliği’nin çöküşünü “yüzyılın en büyük felaketi olarak gören” Vladimir Putin göreve gelene kadar[iv]. ‘İçeride otoriter, dışarıda revizyonist’ olarak nitelendirilebilecek strongman Putin öncülüğünde, dış politikanın hemen her sahasında olduğu gibi, Ortadoğu’da da eski süper güç denklemine geri dönüş yolu açıldı.[v]  

Bu perspektiften Ortadoğu’ya bakınca, bölgenin Rusya açısından, önemli bir yakın coğrafya, dünyanın en zengin enerji kaynaklarının yoğunlaştığı topraklar, her açıdan bakir bir pazar vb özelliklerinin ötesinde bir anlamı daha var: Moskova’nın yeniden süper güç olabilmesi için de bölgeye kuvvetli bir şekilde dönmesi önem taşımaktadır.

Ortadoğu’da yeni müttefikler edinme ve eski ilişkileri tahkim etme stratejisi

Rusya’nın Ortadoğu’ya dönüşünde en önemli manevra alanı, kuşkusuz, 1950’lerden beri yatırım yaptığı nüfuz ceplerini yeniden aktive etmesiyle sağlandı. Bu bağlamda, Suriye, İran, Mısır, Türkiye gibi ülkeler kritik öneme sahip.

Soğuk Savaş döneminden beri askeri ve ticari açıdan Rusya’ya derinden bağlı olan Suriye, 2000’li yılların başından itibaren,  “arka bahçesi” olarak gördüğü Lübnan’dan geri çekilmesine yol açan gelişmeleri ve bilahare Arap Baharı sürecini “dış güçlerin komplosu” olarak nitelendirmekte gecikmedi. Bu nedenle Esad Yönetimi, Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez ülkeleri ve ABD’ye karşı, eski müttefikleri Rusya ve İran’la sonuç alıcı ve sahada sert etkilerini gösteren ittifakını canlandırdı. Sonuçta, Suriye Baas’ı bu iki müttefikinin yardımıyla ömrünü biraz daha uzattı, ancak iki ülke de Suriye’de kalıcı askeri varlık göstereceklerinin sinyallerini kuvvetli şekilde verdi.

1979’a kadar SSCB ile farklı kamplarda yer alan İran ise, 1990’ların başında Batı’nın uyguladığı sıkı ambargo sonucu, Rusya ve Çin’e yöneldi ve bu şekilde ayakta durmayı başardı. Buşehr’deki nükleer santralin yapımı/devreye alınması ve balistik füze programına bu iki ülkenin kritik desteklerinin yanısıra, İran’ı ABD-İsrail ile savaşın eşiğine getiren nükleer program krizi de Rusya’nın yoğun diplomatik çabalarıyla çözüme kavuşturuldu. Kremlin’in Tahran’la kurduğu bu stratejik işbirliği en somut meyvesini ise Suriye sahasında verdi.

1950’lerden 1970’lerin ortalarına kadar Ortadoğu’da SSCB’nin en yakın müttefiki olan Mısır’da, ABD etkisindeki uzun bir aranın ardından, Arap Baharı sürecindeki Müslüman Kardeşler deneyimi yaşandı, ardından eski rejim darbeyle yönetimi yeniden ele geçirdi. Yeni dönemde ise, Arap Baharı sürecinde dostça hareket ettiğinden kuşkulandığı ABD’den büyük ölçüde yüz çevirip, yönünü tekrar Moskova’ya döndü.

Soğuk Savaş dönemindeki gelişmeler bir yana, Türkiye’nin Suriye ve Irak bahsinde son yıllarda yaşadığı hayal kırıklıkları da ABD-AB ile arasının açılmasını ve son dönemde iki ülke liderleri üzerinden tekrar canlanan Ankara-Moskova işbirliğini yeniden ortaya çıkardı. Türkiye’nin son dönemde NATO’dan çıkmayı tartışması bile, gerçekleştirilebilirliği ve ortaya çıkarabileceği riskler bir tarafa, Türk dış politikasında artan Rus etkisini göstermesi bakımından ciddi bir mahiyet arz ediyor.

Diğer taraftan, İran’ın doğrudan etkisindeki Irak’ın yanısıra, Suudi Arabistan ve Körfez Arap monarşilerinin de, ABD’den bekledikleri desteği bulamadıkları her dönemde Rusya’yla bağları güçlendirmeye çalışmaları, bölge dengeleri açısından hiç şaşırtıcı değil.[vi] Ancak bu tür ilişki tesisi girişimlerinin ne ölçüde ‘gerçek bir ihtiyaçtan’ kaynaklandığı ve konjonktür değişiminde ne tür savrulmalar yaşayabileceği de keza şaşırtıcı olmayacak.
 
Sadece kendi çıkarlarıyla müttefik olmak: Bölgedeki her aktörle ilişki kurabilme lüksü

Rusya’nın Putin dönemindeki en dikkat çekici özelliklerinin başında, bilhassa Ortadoğu’da birbiriyle zıt, hatta düşman ülke ve gruplarla bile yekdiğeriyle ilişkilerini zora sokmadan işbirliği kurabilmesi geliyor. Örneğin, neredeyse savaşın eşiğine gelen İran’la da Suudi Arabistan’la da aynı dönemde çok yakın ilişkiler kurup, milyar Dolarlık anlaşmalar imzalayabiliyor. Aynı şekilde hem Suriye hem de Türkiye ve Katar’la çok yakın görüşebiliyor. İsrail’le özel nitelikli ilişkilerini sürdürüp, Hamas ve Hizbullah’ı terör örgütü kabul etmeden, Filistin ve Lübnan yönetimleriyle işbirliği yapabiliyor. Aynı durum, Irak Kürtlerinin referandum sürecinde hem Bağdat hem de Erbil’le, ayrıca Tahran ve Ankara ile konuyu ele alabilmesi örneğinde de görülüyor. Diğer taraftan da, Irak’ın her bölgesinde enerji yatırımlarına devam edebiliyor. Peki Rusya bunu nasıl başarıyor?

Öncelikle Rusya, Ortadoğu’daki aktörleri, bölge dışı diğer güçlerin aksine, gizli bir gündemi bulunmadığına ikna edebilmiş ve şu üç konuda güvence vermiş durumda: Mevcut toprak bütünlüğü ve haritaların korunması, içişlerine müdahil olmama ve ulusal egemenliğe saygı.[vii] ABD ve diğer Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki darbeci ve içişlerine aktif müdahaleci geçmişine bakınca, Rusya bu ilkelerle, bölge ülkelerine güvenilir bir işbirliği zemini sunuyor. Bölgedeki etnik, dini ve mezhebi fay hatlarını çok iyi bilmesine rağmen, bu hassasiyetlerle gereksiz şekilde oynamaması da bu algının oluşmasında etkili oldu.
Rusya’nın bölgesel aktörlere verdiği en önemli ikinci mesaj ise, tamamen kendi ulusal menfaatleri peşinde koşan ve ‘business as usual’ dışında gündemi olmayan bir ülke olduğunu savunması. Elbette, uluslararası aktörlerin ekonomik-ticari menfaatler dışında farklı gündemleri de her zaman vardır, ama Ortadoğu’nun sömürgeci geçmişi ve kaotik şartları düşünüldüğünde, Rus dış politikası bölgedeki aktörler açısından en azından şimdilik ehven-i şer görülüyor. Biraz da bu nedenle, Şam’la savaş halindeki silahlı Suriye muhalefeti bile, yönetime askeri destek veren Rus yetkililerle görüşüp tezlerini anlatmak için sık sık Rusya’ya gidebiliyor.

Bununla birlikte, Kremlin’in, bölgedeki aktörlerle ilişkisini “ne pahasına olursa olsun, sonuna kadar” formülü üzerine kurmadığının da altını çizmek lazım. Nitekim, her bir aktörle ilişkisinin ve yakınlaşmasının belirli sınırları var ve birtakım hassas çizgiler üzerinde bu ilişkiler yürütülüyor. Örneğin, İran’ın nükleer programının barışçıl niteliği sadece Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından doğrulandığı müddetçe, Moskova tarafından savunuluyor; Tahran’ın balistik füze programına destek konusunda ise daha şüpheci davranıyor ve geride durmayı tercih ediyor. Keza Suriye Yönetimi’ne, ülkedeki Şii savaşçılar ve güney sınırındaki operasyonlar konusunda, Tel Aviv-Moskova ilişkilerinin kaldırabileceği limite kadar esneklik gösteriyor. Benzer şekilde Irak ve Suriye Kürtleriyle ilişkilerinde, Ankara’nın hassasiyetlerini her zaman değilse de, göz önünde bulundurmaya dikkat ediyor; en azından ABD kadar özensiz davranmıyor.

Rus dış politikasında iki yeni ve etkili aktör: ROSOBORONEXPORT ve ROSATOM

2012 yılında, Rusya Devlet Başkanı Putin, silah sanayiinin ihracat kapasitesini artırmasının, ülkenin ulusal çıkarlarına önemli etkisi olacağını söylemişti. Başbakan Yardımcısı Rogozin de 2013’te, Rus devlet savunma sanayii şirketinin (ROSOBORONEXPORT), Rus dış politikasının uygulanmasında ikinci kurumsal kimlik olduğunu açıkladı. Rus devlet nükleer enerji şirketi ROSATOM’un son yıllarda küresel ölçekteki etkinliğine bakınca, bu şirketin de aynı listedeki üçüncü kurumsal kimlik haline geldiğini rahatlıkla söylenebilir.

Chatham House’un 2017 tarihli güncel bir raporu, 2016 rakamlarına göre, Rus savunma sanayiinin % 21’lik küresel pazar payıyla, ABD’nin hemen ardından ikinci sırada yer aldığını ortaya koyuyor.[viii] Aynı araştırmada, 2000-2016 arasında yıllık ortalama %25’lik pazar payıyla, bazı seneler ABD’nin dahi önünde yer aldığı görülüyor.[ix] En fazla talep gören Rus savunma sanayii ürünleri ise füzeler, füze savunma sistemleri, savaş uçakları ve taarruz helikopterleri. Rusya’nın bu ticaretten 2016 yılındaki kazancı 15 milyar Dolar civarında.

Rus silahlarının ihracat coğrafyasına baktığımızda ise, Latin Amerika ve Güney Asya ile birlikte yoğunlaşmanın en fazla olduğu bölgenin Ortadoğu olduğu görülüyor.[x] Bu bölgeler arasında Ortadoğu’nun, 2006’dan itibaren hızla öne çıktığı ve diğer bölgelerden daha fazla artış gösterdiği dikkat çekiyor. Keza 2016’da Ortadoğu’ya yapılan ihracat da, önceki üç yılın ortalamasını ikiye katlamış durumda. Bölgenin geleceği açısından bunun ne anlam ifade ettiği ise yeterince açık.

Ülke bazında incelendiğinde, İran, Suriye, Yemen ve Cezayir’in silah envanterinin % 60–80 ve üzerinde bir oranda Rusya’ya bağımlı olduğu görülüyor. Irak, Mısır, Ürdün gibi ülkelerde ise bu oran % 40-60 civarında. Suudi Arabistan ve Körfez’deki geleneksel ABD müttefiki olan diğer Arap ülkelerinde ise bu oran daha düşük düzeyde seyrediyor. Bununla birlikte, son yıllarda bu ülkelerle Moskova arasında tesis olunan işbirliği süreci temelinde, yeni silah satış anlaşmalarının da imzalandığı haberleri zaman zaman basına yansıyor. Bazı çevrelerde, Suriye Savaşı’nın hem bölge ülkeleri hem de Moskova açısından, adeta bir “Rus silah sanayii showroomu” olarak görüldüğüne dair yorumlara rastlamak da mümkün.[xi]

Türk kamuoyunun, Akkuyu Nükleer Santrali projesiyle yakından tanıdığı ROSATOM’un küresel nükleer reaktör pazarında kurduğu tekel ise, ROSOBORONEXPORT’un silah ihracatında ulaştığı seviyenin de ötesine geçti. ROSATOM, sadece son birkaç yıl içerisindeki atakla 13 ülkede 300 milyar Dolarlık reaktör kontratı aldığını duyurdu, buna nükleer alanda işbirliğine dair ikili anlaşmalar ve henüz kontrat safhasına gelmemiş teklifler dahil değil.[xii] 2030 yılı itibariyle, kendi ülkesi dışında nükleer reaktör yapımı ihalesi alan şirketler arasında, Rusların, tüm işlerin % 57’sini tek başına sonuçlandıracağına dair tahminler yapılıyor.[xiii] Bu sıralamada Rusya’nın en yakın takipçileri % 14 ile Çin ve % 9 ile Fransa.

Ortadoğu bağlamında ise, İran’ın Buşehr kentinde bitirilip faaliyete geçen iki reaktörün dışında, Türkiye’de Akkuyu ve Mısır’da el-Dabaa santrallerinin inşaı için ROSATOM devrede. Ürdün ile de henüz sonuçlanmamış kontrat görüşmeleri sürüyor. Aslında Rus şirketi genel olarak, Güney Kore ile nükleer işbirliği yapan BAE haricinde, bölgedeki mevcut ve potansiyel nükleer reaktör yapım ihalelerinin en büyük favorisi konumunda bulunuyor.

Bölge ülkeleriyle ABD arasındaki siyasi-askeri ilişkilerin seyri, Rusya’nın devrede olduğu yeni silah-nükleer reaktör anlaşmalarının akıbeti konusunda belirleyici olacak.

Bölge ülkeleriyle ikili ticaretin seyri ve enerji sektöründe işbirliği

Rusya’nın Ortadoğu’ya ilgisini anlamak için bakılması gereken önemli göstergelerden biri de bölge ülkeleriyle yaptığı ikili ticaret. Her ne kadar Arap Baharı süreci ve devamındaki siyasi ve kurumsal yetersizliklerden dolayı ticaret rakamlarında tarafların arzuladığı seviyelere ulaşılamasa da, bölgenin önde gelen ülkeleriyle yakalanan ticari ivme dikkat çekici boyutta.

Örneğin Rusya-Türkiye ticaret hacmi, yaşanan uçak krizine rağmen, 2016’da 17 milyar Dolara ulaştı. İran’a uygulanan ambargonun kalkmasının ardından, 2016’da bir önceki yıla göre % 60 artış gösteren ikili ticaret hacmi 2 milyar Dolar seviyesine çıktı. Mısır’la ticaret hacmi de % 60 civarında artarak, 4 milyar Dolar olarak gerçekleşti. Irak’la olan ticari ilişkiler ise 2014’ten sonra hızlı bir yükseliş trendiyle 2 milyar Dolar civarına yükseldi. Keza İsrail’le 2015 yılında 3,3 milyar Dolarlık ticaret hacmi yakalandı.[xiv]

Bununla birlikte, Rusya’nın, savaş şartlarındaki Suriye, Libya, Yemen’in yanısıra; Suudi Arabistan, Katar, BAE, Kuveyt gibi Körfez ülkeleriyle ikili ticaretinin diğer ülkelerin oldukça gerisinde kaldığını da not etmek gerekir. Bununla birlikte Rusya’nın, Katar ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bu ülkelerin yatırım fonlarından yararlanmak için ciddi girişimleri olduğunun ve bunların bir kısmının olumlu sonuçlanmasının beklendiğinin de altını çizmekte fayda var.[xv]

Öte yandan, Rus enerji şirketlerinin de devasa bütçeleri ve yatırım imkânlarıyla Ortadoğu’da son dönemde iyice güçlendikleri hususu dikkat çekiyor. Kuzey Irak’ta, Gazprom Neft’in faaliyetlerine ilaveten, son olarak 2017 Eylül ayında Rosneft’in beş yeni sahada petrol imtiyazı alması, Lukoil’in Basra’da 2012’den beri petrol sektöründe faaliyet göstermesi bu bağlamda önem taşıyor. Diğer taraftan Gazprom’un Türkiye’nin doğalgazda ana tedarikçisi olması; Mısır’da Rosneft, Lukoil ve LetterOne’ın piyasaya büyük oranda hâkim olması; Soyuzneftegaz’ın 2013’te Suriye’nin münhasır ekonomik alanında imtiyaz sahibi olması; İran petrol ve doğalgaz sektörüne Rus şirketlerinin ilgisi; İsrail ve Lübnan enerji sektöründeki Rus yatırımları resmi tamamlayan diğer unsurlar.[xvi]

Rusya diğer taraftan da, OPEC ve Doğalgaz İhraç Eden Ülkeler Forumu çerçevesinde, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez Arap ülkeleri ve İran’la temas halinde. Gerek petrol gerekse gazın uluslararası fiyatının belirlenmesi bağlamında, Rusya’nın çıkarları bölge ülkelerininkiyle uyuşuyor ve bu da ayrı bir işbirliği zemini sunuyor.[xvii]   

İslami radikalleşmenin yayılması korkusu

Rusya’nın bölgeyle ilişkilerinde ön plana çıkan hususlardan biri de İslami radikalleşmenin önlenmesi. Rusya’nın Suriye denklemine askeri açıdan dâhil olması, Şam’ın daveti üzerine, ama İslami radikal unsurlarla mücadele çerçevesinde gerçekleşti. 2015 yılına kadar bu faaliyetler, Tartus’ta Soğuk Savaş döneminden kalma askeri üs ekseninde ve Şam-Lazkiye hattında ‘askeri danışmanlık’ görevleriyle sınırlıydı. Ancak IŞİD’in Irak ve Suriye’de devlet kurduğunu açıklaması ve bu kontrol dışı bölgenin dünyanın her tarafından radikal unsurlar için çekim merkezi haline gelmesi, Kremlin açısından da alarm zillerini çaldı.

1990’ların başında milliyetçi bir söylemle yola çıkan silahlı Çeçen direnişinin, Cevher Dudayev’in öldürülmesinin ardından, yabancı savaşçılar eliyle hızla radikal söyleme bürünmesi ve uluslararasılaştırılması, Rusya topraklarında el-Kaide benzeri yapıların miladı olarak kabul edilir. 2000’lerin başında İkinci Çeçen Savaşı’nın otoriter yöntemlerle sona erdirilmesinin ardından, radikal unsurların etkinliği iyice azaltılmış, bilahare Kafkasya Emirliği adıyla marjinalize olmuşlardı. 2011’de Arap Baharı sürecinde Suriye ve Irak’ta IŞİD’in güç kazanması bu unsurlar açısından da yeni fırsat pencereleri doğurdu. Bilhassa Suriye’de örgütün üst düzey askeri sorumluları arasında çok sayıda Çeçenistan ve Kafkasya kökenli savaşçı yer aldı. Kafkasya Emirliği üyeleri de büyük ölçüde IŞİD Lideri el-Bağdadi’ye biat ettiklerini açıkladı.[xviii]

Ortadoğu’daki bu gelişmeler üzerine, nüfusunun yaklaşık % 12-15’i Müslüman olan, Kafkasya ve Volga bölgesindeki Müslüman nüfusu arasında hızlı radikalleşme emareleri beliren Rusya açısından, eski sorunların tekrar nüksetmesi riski ortaya çıktı.[xix] Orta Asya Cumhuriyetlerinin de benzer problemlerle karşılaşması ve Rusya’nın, güney komşularının sorunlarından etkilenme potansiyeli de bu riski artıran bir unsur oldu.

Nihayetinde, sorunu kaynağında çözme ve olası tehdidi Rusya Müslümanlarına taşınmadan yok etme hedefiyle harekete geçen Moskova, böyle bir konjonktürde Suriye’de geniş kapsamlı hava bombardımanlarını başlattı. Bu karar, sahada o zamana kadarki süreci tamamen tersine çevirdi. Bizzat Putin, 21 Kasım 2017 itibarıyla, Suriye’nin % 98’inin ordu kontrolüne geçtiğini duyurdu[xx], IŞİD’in elinde ise birkaç köy haricinde yerleşim yeri kalmadı.

Gelecekte Rusya-Ortadoğu ilişkilerini neler bekliyor?

Yukarıda maruz çerçeve içerisinde, Rusya’nın, süper güç denklemine dönüşünü tamamlamak için, Ortadoğu’da aktif olmaya muhakkak devam etmek zorunda olduğu, Suriye’deki gibi askeri olarak müdahil olacağı fırsatları da değerlendirmek isteyeceği kuşkusuzdur. IŞİD’in, en azından bir süreliğine, yok edildiği ve Suriye iç savaşının çözüm yoluna girdiği 2017 sonu itibariyle, Kremlin’in ilk askeri müdahalesinin başarıyla sonuçlanmak üzere olduğu aşikâr.

Rusya, Suriye’de kazandığı prestiji, bölge ülkeleriyle ikili ticaretini artırma, silah ve nükleer reaktör satışları, enerji şirketlerinin daha faal ve yüksek profilli adımlarıyla fırsata çevirmek isteyecektir. Bu bağlamda, ABD ve Batı’yla ilişkileri sorunlu ilerleyen bölgedeki aktörlerin de Rusya’yı, (bazı ülkeler açısından) güvenilir bir liman, (bazı ülkeler açısından ise) ABD’ye karşı denge unsuru olarak görüp, bu şekilde politika izlemeye devam etmesi beklenmelidir.

Ancak, bölgedeki tansiyonun hiç azalmadığı ve geleneksel düşmanlık akslarının ufak bir kıvılcımla dahi harekete geçebileceği mevcut konjonktürde, sıcak çatışma ortamının bittiğini söyleyebilmek çok güç. İran-Suudi Arabistan gerilimi, Lübnan’daki iç dengelerin hareketlenmesi, Lübnan-İsrail sınırında giderek artan tehlike sinyalleri, Irak içindeki üçlü dengenin kırılgan yapısı ve son olarak Erbil-Bağdat ihtilafı, genel anlamda Şii-Sünni fay hatlarının kırılganlığı, tüm bunlara ilaveten ABD’nin İran karşıtı söylemlerinin sertleşmesi…

Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimizde, Rusya’nın bu risk unsurları sözkonusu olduğunda, aktif askeri müdahale şeklinde olmasa da, bir şekilde resmin içinde yer alacağını ve zaman zaman arabulucu ve yatıştırıcı fonksiyon icra edeceğini öngörmek gerçekçi bir beklentidir. Bu beklentileri kökünden değiştirebilecek tek unsur ise, ABD’nin 1991 veya 2003 benzeri kapsamlı askeri işgal olasılığı olacaktır. Bu durumda, karşıt cephelerde yer alsalar dahi bir Rusya-ABD çatışması yaşanması düşük ihtimaldir. Bununla birlikte, Suriye’de görüldüğü üzere, çeşitli silahlı gruplar ve örgütler üzerinden vekâlet savaşlarının bölgedeki çatışmaları sürüklemesi beklenebilir.
 

[i] Dönemin ayrıntılı tasviri ve son dönem Rus Çarlığı-Osmanlı Devleti ilişkileri için bkz.
Cengizer, Altay (2014), Adil Hafızanın Işığında: Birinci Dünya Savaşına Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu, İstanbul, Doğan Kitap
Reynolds, Michael A. (2011), Shattering Empires: The Clash and Collapse of the Ottoman and Russian Empires 1908–1918, Cambridge University Press.
 
[ii] Sovyetler’in Ortadoğu politikasını anlamak için belki de en önemli kaynaklardan biri, Yevgeni Primakov’un Russia and the Arabs kitabıdır. Pravda’nın bölge muhabiri olarak başladığı kariyerinde, Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Başkanlığı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak görev yapan, hem teorik hem pratik alanda Rusya’nın en deneyimli bölge uzmanı olarak gösterilen Primakov, 2015’te ölümüne kadar Kremlin’in Ortadoğu politikalarını en üst düzeyde yönlendiren başlıca isimdi.
 
[iii] Dmitry Trenin, “Russia in the Middle East: Moscow’s Objectives, Priorities, and Policy Drivers, 5 Nisan 2016, http://carnegie.ru/2016/04/05/russia-in-middle-east-moscow-s-objectives-priorities-and-policy-drivers-pub-63244
Alexander Shumilin, “Russia’s Diplomacy in the Middle East: Back to Geopolitics”, 1 Mayıs 2016,  https://www.ifri.org/sites/default/files/atoms/files/rnv93_version_uk_final_protege.pdf
 
[iv] “Putin calls collapse of Soviet Union ‘catastrophe’ https://www.washingtontimes.com/news/2005/apr/26/20050426-120658-5687r/
 
[v] Roxburgh, Angus (2013), The Strongman: Vladimir Putin and the Struggle for Russia; I.B. Tauris
Van Herpen,  Marcel H. (2014), Putin's Wars: The Rise of Russia's New Imperialism; Rowman & Littlefield Publishers
 
[vi] Ruslan Kostyuk, Russia's search for a new Middle East partner now includes Oman, 9 Şubat 2016, http://www.russia-direct.org/opinion/russias-search-new-middle-east-partner-now-includes-oman
“Qatar and Russia to bolster economic ties”, 30 Ağustos 2017, http://www.dw.com/en/qatar-and-russia-to-bolster-economic-ties/a-40299911
 
[vii] Ruslan Kostyuk, “How did the Arab Spring change Russia's influence in the Middle East?”, 14 Ocak 2016, http://www.russia-direct.org/opinion/how-did-arab-spring-change-russias-influence-middle-east
 
[viii] Richard Connolly ve Cecilie Sendstad, Russia’s Role as an Arms Exporter: The Strategic and Economic Importance of Arms Exports for Russia, Mart 2017, https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/publications/research/2017-03-20-russia-arms-exporter-connolly-sendstad.pdf
Christopher Woody, “The US and Russia are dominating the global weapons trade”, 28 Aralık 2016, http://www.businessinsider.com/us-russia-global-arms-sales-2016-12
 
[ix] Küresel barış ve istikrarı sağlamak yükümlülüğü kendilerine tevdi edilen BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin, aynı zamanda dünyanın en büyük beş silah üretici ve ihracatçısı olması da acı bir tablo oluşturuyor maalesef.
 
[xi] Valdimir Isachenkov, “Russia hoping to boost arms sales after Syrian usage”, 30 Ağustos 2017, https://www.yahoo.com/news/russia-poised-expand-arms-sales-abroad-152212888.html
Stasa Salacanin, “Weapons sales: The key to Russia's Middle East agenda”, 13 Mart 2017, https://www.alaraby.co.uk/english/indepth/2017/3/13/weapons-sales-the-key-to-russias-middle-east-agenda
 
[xii] Russia unrivaled in nuclear power plant exports: A 60 percent share of the international market has boosted Moscow's diplomatic clout, 27 Temmuz 2017, https://www.japantimes.co.jp/opinion/2017/07/27/commentary/world-commentary/russia-unrivaled-nuclear-power-plant-exports/#.WhV5U0pl9Pa
 
[xiii] Mark Nelson, “Russia set to dominate new nuclear export by 2030, new study finds”, 28 Eylül 2017, http://environmentalprogress.org/big-news/2017/9/28/russia-set-to-dominate-new-nuclear-export-by-2030-new-study-finds
Nick Gallucci ve Michael Shellenberger, “Will the West Let Russia Dominate the Nuclear Market?”, 3 Ağustos 2017, https://www.foreignaffairs.com/articles/russian-federation/2017-08-03/will-west-let-russia-dominate-nuclear-market
 
[xv] Ghazanfar Ali Khan ve Rashid Hassan, “Saudi-Russian Business Meeting explores ways to boost investment, trade relations”, 3 Kasım 2017, http://www.arabnews.com/node/1187471/saudi-arabia
“Getting Arab Money: Gulf Investments Pour Into Russia Amid Sanctions”, 28 Şubat 2016, https://sputniknews.com/business/201602281035498248-russia-gulf-investment-trade/
 
[xvi] Sohbet Karbuz, “Doğu Akdeniz’den Irak’a Rus enerji şirketleri”, 6 Ekim 2017, http://petroturk.com/makale/dogu-akdenizden-iraka-rus-enerji-sirketleri
 
[xvii] Samuel Ramani, “How Russia Is Courting the Gulf”, 1 Ağustos 2016, http://nationalinterest.org/feature/how-russia-courting-the-gulf-17207
Dmitry Trenin, “Россия на Ближнем Востоке: задачи, приоритеты, политические стимулы”, 5 Nisan 2016, http://carnegie.ru/2016/04/21/ru-pub-63388
 
[xviii] “Caucasian jihad: Islamic State is recruiting volunteers in the Caucasus. Russia may be letting them go” https://www.economist.com/news/europe/21656731-islamic-state-recruiting-volunteers-caucasus-russia-may-be-letting-them-go-caucasian
 
[xix] Alexey Malashenko, “Russia Faces Tough Choices on What to Do With Syria and ISIS”, 15 Haziran 2015, http://carnegie.ru/2015/06/15/russia-faces-tough-choices-on-what-to-do-with-syria-and-isis-pub-60395
Marlene Laruelle, “How Islam Will Change Russia”, 13 Eylül 2016, https://jamestown.org/program/marlene-laruelle-how-islam-will-change-russia/
 
[xx] “Syria’s government troops control nearly 98% of territory — Putin”, http://tass.com/defense/976649