blog

FİLİSTİN’DEKİ UZLAŞI GÖRÜŞMELERİ: ÖNCEKİLERDEN FARKLI OLACAK MI ?

Filistin’deki Uzlaşı Görüşmeleri

Öncekilerden farklı olacak mı ?
 

Eylül 2017 itibarıyla Hamas ve El-Fetih Hareketi arasında uzlaşı müzakereleri yeniden başladı. Hâlihazırda yürütülen müzakereler Hamas ile El-Fetih arasındaki müzakerelerin sekizincisidir. Nitekim daha önceki görüşmelerde masada teorik olarak birçok konuda ittifak sağlandıysa da pratikte maalesef alınan bu kararlar hayata geçirilemedi. Bundan dolayı akla gelen en önemli soru şudur: Bu görüşmeler öncekilerden farklı olacak mı?

İlk olarak son görüşmenin arka planını değerlendirmek gerekmektedir. Hamas Hareketi 2006 yılında Filistin’de yapılan parlamento seçimlerinde büyük bir başarı elde etmiştir. Hamas Hareketi’nin bu başarısı gerek uluslararası taraflar nezdinde gerekse bölge (Türkiye, Katar ve İran hariç) ülkeleri nezdinde kabul görmemiştir. Hamas’ın bahsedilen taraflarca kabul görmemesinin arka planında yatan sebep Hamas’ın İsrail’i tanımamasıdır. Hamas ve El-Fetih arasındaki görüş farklılıkları da Hamas’ın başarısını gölgeleyen başlıca nedenler arasındadır. 2007’de başlayan ve günümüzde de devam eden bazı bölge ülkeleriyle birlikte İsrail, Hamas ve Gazze’ye ambargo kararı aldı. Son aylarda Gazze’ye uygulanan ambargo şiddetlendi.

Hamas ve El-Fetih arasında daha önce gerçekleştirilen görüşmelerde birtakım tıkanıklıklar yaşanmıştır. Ayrılma sonrasında 2014 yılında Gazze Hükümeti Başbakanı İsmail Haniye başbakanlıktan istifa ederek yürütmeyi Ramallah’a devretti. El-Fetih devraldıktan sonra Gazze’nin ihtiyaçlarını karşılamadı. Buna karşılık Hamas, Ramallah hükümetinin Gazze’deki yönetim boşluğunu doldurmak üzere 2017’nin Mart ayında Gazze Şeridi ile ilgili işlerin yürütülmesi için bir komisyon oluşturdu. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas, Hamas’ın bu girişimini bir meydan okuma olarak değerlendirdi. Bundan dolayı Gazze’deki bazı memurların maaşlarını düşürürken bazı memurları da erken emekliliğe sevk etti. Gazze’deki elektrik santralının ihtiyacı olan yakıtı da azaltarak Gazze’yi cezalandırmaya kalkıştı. Bütün bunlardan dolayı Gazze’deki durum giderek daha da kötüleşti. Durumlar o kadar kötüleşti ki Hamas bölge ülkeleri ve El-Fetih nezdinde kötü bir itibara sahip olan Muhammed Dahlan’la bile görüşmeyi kabul etti. Dahlan, Hamas Hareketi’yle yaptığı görüşmede bölge ülkelerinden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’dan destek alarak Gazze’deki ambargoyu hafifletmeyi teklif etti. Mahmut Abbas, El-Fetih hareketinin liderliğine alternatif oluşturan Dahlan’ın Hamas ile görüşmesini yeni bir meydan okuma olarak gördü ve bundan dolayı Gazze’deki ambargoyu daha da şiddetlendirdi. Hamas’la görüşmeyi kabul etmeyen Abbas Kahire’nin Hamas ile Dahlan’ı aynı masaya oturtarak kendisini hariçte bırakacak bir sürecin ortaya çıkması karşısında endişeye kapıldı. Bu durum Abbas’ı Hamas’la müzakere sürecini başlatma noktasında harekete geçirdi. Abbas’ın harekete geçmesi neticesinde Hamas müzakereler için muhatap olarak Dahlan’ı değil Abbas’ı tercih etti.

Gazze 10 yıldan fazla ambargo altında kaldı. Bu süre içerisinde Gazze’ye İsrail tarafından 3 büyük savaş açıldı. Gazze’nin dışarıya  açılan sınır kapıları kapatılarak bu kapılardan petrolün, inşaat malzemelerinin ve en temel insani ihtiyaçların bile girişi yasaklandı. Gündelik hayatın işleyebilmesi için elzem olan elektrikte bile kesintiler yapıldı. Bütün bu gelişmeler Gazze’deki çalışanların maaşlarına etki etti ve işsizlik oranı giderek arttı. Süreç, insanların yaşamı için gerekli olan maddi imkanların her geçen gün daha kötüye gitmesine yol açtı.

El-Fetih Hareketi’ne gelecek olursak, El-Fetih Hareketi’nin İsrail’le yürüttüğü barış görüşmelerinde birtakım zafiyet ve gerilimler yaşandı. Özellikle yerleşim meselesinde katkısı beklenen ABD bu görüşmeler boyunca İsrail’e açıktan bir baskı yapmadı. Bu durum Filistin halkının nazarında El-Fetih siyasetinin başarısızlığı olarak değerlendirildi. Netice itibarıyla Filistin yönetimi son yıllarda İsrail ile yaptığı barış görüşmelerini durdurdu. 2004’te seçimleri kazanmasının ardından 13 yıl boyunca yönetimde olması ve bu süre boyunca Filistin halkı adına elle tutulur bir şey yapmamış olması halk nezdinde Mahmud Abbas’ın meşruiyetini azalttı. Bu da El-Fetih Hareketi içerisinde yeni bir liderlik savaşının ortaya çıkmasını tetikledi. Liderlik savaşı verenlerden birisi de Türk kamuoyunda ismi son dönemde sıkça duyulan, BAE ile ilişki içerisinde olan Muhammet Dahlan’dır.

Uluslararası birtakım gelişmelerin de uzlaşı müzakerelerine giden yolu hazırlamış olduğu söylenebilir. Hamas Siyasi Büro Eski Başkan Yardımcısı Dr. Musa Ebu Merzuk Arap bir siyasetçiden “ABD’nin ve İsrail’in Filistinli taraflar arasındaki görüşmeyi veto etme kararını kaldırdığını” duyduğunu açıklamıştır. Bu durum uzlaşıya giden yolun müşevviklerinden biri olmuştur. Trump yönetiminin vetoyu kaldırması İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkileri daha işlevsel ve açık hale getirecek bir konjonktürü temin etme arayışı olarak okunabilir. Meselenin İsrail açısından önemi ise Lübnan Hizbullah’ına karşı muhtemel bir çatışma durumunda kendisine karşı Gazze’de harekete geçecek ikinci bir güç istemiyor olmasıdır. Gazze’nin Abbas yönetimi altında olması bu noktada İsrail için güvence anlamını taşımaktadır.

Mısır’ın Süreçteki Rolü

Son aylarda Türkiye, Katar, Mısır ve Rusya gibi ülkeler, uzlaşmanın arabulucusu olarak bir rol oynama çabası içerisine girdiler. Hatta bu ülkelere uzlaşma konusu ile ilgili olarak hem El-Fetih hem de Hamas Hareketi’nden heyetler gitti. Ancak Mısır, uzlaşı sürecine ağırlığını koydu ve belirleyici bir aktör olarak ortaya çıktı. Mısırı bu rolü üstlenmeye getiren birkaç sebepten söz edilebilir: İlk sebep Mısırın coğrafi konumudur. Mısır Gazze’nin dünyaya açılan tek sınır kapısına sahip olmasından dolayı uzlaşı sürecinde merkezi rol oynayacak bir önem taşımaktadır. Bu nedenle Mısır’ın desteğinin olmadığı bir uzlaşı sürecinin başarıya ulaşması oldukça zordur. İkinci sebep Mısır’ın güvenliğidir. Son zamanlarda saldırılarını artıran DEAŞ örgütüne karşı Mısır, Sina’nın güvenliğini temin etmek için Hamas’ın Sina ile Gazze sınırlarında güvenlik tedbirlerini artırmasını istemektedir. Üçüncü sebep Filistin’in iç meselelerinin düzeltilmesi konusunda Mısır’ın kendini diğer bölge ülkelerinden daha fazla hak sahibi olarak görmesidir. Dördüncü sebep Mısır’ın bölgedeki meselelerde ABD yönetimine kendini güvenilir bir müttefik olarak göstermek istemesidir. Beşinci sebep ise 2011’de Hamas ve İsrail arasında imzalanan esir mübadelesi anlaşmasında oynadığı role benzer bir rolü Mısır’ın yeniden üstlenmek istemesidir. Bu doğrultuda Mısır istihbarat şefi Halit Fevzi’nin Gazze ziyareti, Mısır’ın ciddiyetini göstermesi açısından önem taşırken aynı zamanda uzlaşı sürecinin hızlanması yönünde bir katkı sunmuştur. Hiç kuşkusuz Mısır’ın süreçte üstlendiği bu rol İsrail ile koordinasyon içerisinde varlık kazanabilmiştir.

Sonuç olarak uzlaşıyı mümkün kılabilmek için birkaç nokta üzerinde durulabilir. Hamas ve El-Fetih’in müzakere sürecinde yoğunlaştığı 7 başlık üzerinde mutabakata varılması ve nihayetinde alınan kararların hayata geçirilmesi ayları alabilir. Gazze’deki Hamas hükümetinin daha önce görevlendirdiği 20 bin civarındaki memurun görev tanımının yeniden yapılarak maaşlarının temin edilmesi bu süre bağlamında bir örnek olarak değerlendirilebilir. Ayrıca tarafların hükümetin yükümlülükleri noktasında bir anlaşmaya varmaları milli uzlaşının gerçekleştiğini kendi başına göstermeye yetmez. Fakat her şeye rağmen Kahire’de devam eden görüşmelerin eski görüşmelere kıyasla daha olumlu bir atmosferde gerçekleştiği görülmektedir. Bu olumlu atmosferi oluşturan öncelikle bölgesel gelişmelerin etkisiyle birlikte Hamas’ın söylem ve politikalarında gösterdiği esnekliktir. Bu süreci ortaya çıkaran dinamikler arasında Mısır’ın kendiliğinden rol üstlenerek ön alma çabasının önemli bir payı olduğu söylenebilir. Ayrıca uluslararası ve bölgesel aktörlerle Filistinli tarafların çıkarları farklı olmasına rağmen tarafların talepleri bu aktörlere uzlaşıya giden yolu açabilmiştir. Nihayetinde değişik bileşenlerin teşviki neticesinde yürütülen müzakereler ilk sonuçlarını 12 Ekim itibarıyla vermiş bulunmaktadır. Hamas Hareketi’nin yeni seçilen Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye Kahire’deki görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve uzlaşının tesis edildiğini açıklamıştır.

Diğer taraftan bu olumlu atmosferi bozabilecek birtakım unsurların olduğunu söylemek mümkündür. Bu unsurların başında tarafların birbirlerine karşı duydukları güven sorunu yer almaktadır. Hamas ve El-Fetih’in bölgesel ve uluslararası aktörlerin kutuplaşmaları farklı saflarda sorun çıkarma potansiyeli taşımaktadır. Daha da önemlisi Filistin’in kurtuluşu meselesinde ve İsrail’e karşı benimsenecek stratejinin tayininde Hamas ve El Fetih arasında önemli farklılıklar yer almaktadır. Hamas Hareketi’nin kadrolarında uzlaşmanın ötesinde sürecin, Hamas’ın silahsızlaştırılmasına evrilebileceği endişesi vardır. İsrail’in işgaline karşı silahlı direnişin temel bir hak olduğunu düşünen Hamas, bu meselenin müzakere masasında yeri olmadığını ve ileride de olmayacağını vurgulamaktadır. El-Fetih ve Hamas’ın ortak endişesi ise Dahlan’ın bazı bölgesel aktörlerin çıkarlarının bir karşılığı olarak Filistin siyasetinde yeniden merkezi bir konuma gelme ihtimalidir. Bütün bu gelişmelerin ışığında, uzlaşı iklimini ortaya çıkaran sürecin ve müzakerelerin seyrindeki hız, Trump Amerika’sının Ortadoğu vizyonundan bağımsız olarak değerlendirilmemelidir. Körfez ülkeleri ile İsrail arasındaki normalleşme başta olmak üzere bölgede diğer birtakım gelişmeler de bu bağlamda okunabilir.

Refah sınır kapısının açılması başta olmak üzere elektrik ve inşaat malzemelerinin temini gibi Gazze halkının temel ihtiyaçlarının karşılanması, gerçekleşmesi halinde, uzlaşının ömrünü daha önceki görüşmelere göre uzatacaktır. Fakat yukarıda sözü edilen (direniş hareketinin silahsızlaştırılması vb.) hususlarda yapılabilecek her türlü tartışma uzlaşı sürecini baltalayacaktır. Filistin’in geleceğinin inşasında Hamas’ın ve El-Fetih’in ortak bir kurtuluş programı ortaya koyması en temel ihtiyaç olarak görünmektedir. Mevcut uzlaşı girişimi Filistinlilerin çıkarları ve kurtuluş programı açısından ilk adım olarak değerlendirilebilir.

Mahmoud Al-Rantisi 
Rouya Turkiyyah Editör Yrd.


Mahmoud Al-Rantisi doktora çalışmalarına Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde devam etmektedir. SETA tarafından Arapça yayınlanan “Rou’ya Türkiye” dergisinin editör yardımcılığını yürüten Al-Rantisi, Filistin Meselesi ve Türkiye-Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Al-Jazeera Center for Studies tarafından yayınlanan “Filistin Meselesine ve Arap Baharı Ülkelerine Yönelik Katar Dış Politikası” başlıklı bir kitabı bulunmaktadır.