blog

MYANMAR'DA NELER OLUYOR?

Kofi Annan Vakfı ve Myanmar hükümeti tarafından ortaklaşa kurulan “Rakhine(Arakan) Danışma Konseyi” sonuç raporunu 23 Ağustos Çarşamba günü teslim etmiştir. Myanmar’daki Müslümanların insan hakları ihlallerine maruz kaldığını, dünyadaki en büyük devletsiz insan grubunu oluşturduğunu tespit eden raporun hükümete sunulmasından birkaç saat sonra 24 Ağustos gecesi kendilerine “Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu” ismini veren Müslüman silahlı grup sınır karakollarına ve askeri üslere eş zamanlı saldırı yapmıştır. 

Saldırılarda 12 güvenlik görevlisinin öldürülmesinin ve çok sayıda cephaneye el konulmasının ardından Myanmar ordusu bölgede operasyonlara başlamıştır. Bölgedeki sivil Müslümanların saldırıya destek verdiğini iddia eden ordu kaynakları Müslümanları zorla yerlerinden çıkarırken, özel mülklerini ateşe vermiştir. 

O günden itibaren devam eden operasyonlarda BM’nin son açıklamasına göre binden fazla Müslüman hayatını kaybetmiş, 370 binden fazla Müslüman da sınırı geçerek Bangladeş’e sığınmak zorunda bırakılmıştır. BM Genel Sekreteri Guterres, Myanmar'da Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddetin "kabul edilemez" olduğunu belirterek, yetkililere askeri operasyonları durdurma, şiddete son verme ve insani yardımlara izin verme çağrısında bulunmuştur.  İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Raad Al-Hüseyin, Rohingya Müslümanlarına yapılanların tam bir etnik temizlik olduğunu ifade etmiştir . Dünya Gıda Programı da yaptığı açıklamada Temmuz ortasından beri Arakan’ın kuzeyindeki bazı bölgelere gıda yardımı yapılamadığını, yaklaşık 250 bin mülteci ve ihtiyaç sahibi insanın düzenli gıda alamadığını belirtmiştir.

Çatışma haberlerinin uluslararası medya tarafından servis edilmesinin ardından Myanmar hükümeti yoğun eleştirilerin muhatabı olmuştur. Bununla birlikte hükümet yetkilileri olayların üstünü örtmeyi hedefleyen ve manipülatif açıklamalarda bulunmuştur. Devlet Başkanlığı Sözcüsü açıklamasında çatışma bölgelerindeki 176 köyün tamamen boşaldığını, 34 köyden de kaçanların olduğunu itiraf etmiştir. Ancak Bangladeş’e gidenlerin geri dönmesinin özel izne tabi olacağını ifade etmiştir.  Ülkenin Nobel Barış Ödülü sahibi fiili lideri Suu Kyi’nin yaşanan katliamları sahte olarak nitelendirmesi uluslararası toplumdan tepki almıştır.  Sosyal medya üzerinden örgütlenen kampanyada Suu Kyi’ye verilen barış ödülünün geri alınması için yaklaşık 500 bin kişi imza atmıştır. 

Uluslararası Güç Dengesi ve Bölgesel Rekabet 

Arakan’da yaşanan çatışmalar konuyu takip edenler için sürpriz olarak kabul edilmemektedir. Zira 2012 ve 2016 yıllarında da benzer olaylar yaşanmış, yüzlerce insan hayatını kaybetmiş, on binlercesi yurtlarından ve evlerinden zorla çıkarılmıştır. Ancak önceki yıllarda yaşanan çatışma ve katliamlar şimdiki kadar gündeme oturmamış, uluslararası toplumun dikkatini maalesef çekmemiştir. 

Myanmar’da yaşananların özellikle batı medyası tarafından yüksek sesle dile getirilmesi akıllara soru işaretleri getirmektedir. Özellikle Nobel barış ödülü verilen ve batıda sevilen Suu Kyi’nin bu denli hedef tahtasına oturtulması dikkat çekmektedir.   Bununla birlikte Strazburg’da 11 Ağustos’da toplanan AB Parlamentosu Arakan’da yaşanan katliamları görmezde gelmiş, İspanya ile Finlandiya'daki terör saldırılarında hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunulurken Arakanlı Müslümanlar unutulmuştur. AP, Myanmar ve Arakanlı Müslümanların durumunu, Genel Kurul'un son gününde, Kamboçya, Gabon ve Laos'taki krizlerin görüşüleceği bir oturumda ele alacağını duyurmuştur. Öte yandan İngiltere ve İsveç, Myanmar’da yaşanılanları kapalı bir oturumda tartışmak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırmıştır.

Yapılan yorumlarda Myanmar’ın son dönem Çin’le daha sıkı işbirliği içine girmesinin bu eleştirileri tetiklediğine dikkat çekilmektedir. Pekin yönetimi 1988’den 2017’ye kadar Myanmar’a yaklaşık 20 milyar dolar doğrudan yatırım yapmıştır. Bu miktar ülkenin toplam aldığı 70 milyar dolarlık yatırımın neredeyse %30’una denk gelmektedir.  Dolayısıyla ülkedeki Çin etkisi artmaktadır. Öte yandan 10 Milyar dolarlık Özel Ekonomi Bölgesi projesinin önemli bir parçası olarak Kyauk Pyu Limanı faaliyete girmiştir. Bu liman vasıtasıyla Ortadoğu’dan deniz yoluyla gelen petrol ve gaz yüklü tankerler Güney Çin denizine girmeyecek, Arakan’daki limandan petrol ve gaz boru hattı üzerinden Çin’e doğrudan taşınacaktır. Bu da Güney Çin Denizi’ndeki Malakka boğazı dahil stratejik noktaları elinde tutan ABD için önemli bir darbe olarak kabul edilmektedir. 

Ayrıca gaz ve petrolün boru hatlarıyla taşınması, Çin’e enerji getiren büyük tankerlerin sahibi olan batılı şirketlerin zarar etmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bölgede çıkacak istikrarsızlık Çin’in aleyhine gerçekleşecek, Çin’in son dönemdeki en büyük projesi olan 21.yy İpek Yolu Projesinin Güney Asya ayağı akamete uğrayacaktır. 

Öte yandan Hindistan'ın bölgede başını çektiği Hindu-Budist milliyetçiliği bu gerilimi desteklemektedir. Son dönemde Hindistan'da Başbakan Modi ile milliyetçilik yükselişte ve İslam karşıtlığı gittikçe daha popüler hale gelmektedir. Hindistan'da bu trend devam ettikçe Myanmar, Sri Lanka gibi küçük bölge ülkelerinde Müslüman-Budist/Hindu çatışmaları daha sık yaşanabilir.

Rakhine(Arakan) Danışma Komisyonu

Yazının başında zikredilen Kofi Annan Vakfı ve Myanmar hükümeti tarafından ortaklaşa kurulan Rakhine Danışma Komisyonun hazırladığı “Arakan Halkı İçin Barışçıl, Adil ve Refah Bir Geleceğe Doğru” rapor yerel dinamikleri ve tarihi arka planı anlamak için önemli bir kaynak oluşturmuştur. Maalesef rapor hükümete sunulmasından birkaç sonra patlak veren çatışmaların gölgesinde kalmıştır. Oysa Myanmar’da bir ilk olan danışma komisyonu ve hazırladığı sonuç raporu içerik itibariyle ülkedeki birçok tabuyu yıkma niteliğindedir.

Rakhine Danışma Konseyi, Suu Kyi’nin talebi üzerinde Kofi Annan başkanlığında 2016 Eylülü’nde kurulmuştur. Dokuz üyeli komisyonun altısı Myanmarlı, üç üyesi de yabancıdır. Komisyon bizzat Suu Kyi tarafından görevlendirilmiştir ve Arakan eyalaetinde yaşanan sorunlara yönelik tavsiyelerinde “cesaretli” olmaları istenmiştir. 

Suu Kyi’nin uluslararası üyeleri de barındıran bir Arakan Komisyonu kurması ülkedeki milliyetçi ve Budist kesimleri rahatsız etmiştir. Myanmar hükümetleri geleneksel olarak Arakan sorunun ülkenin iç meselesi olduğunu ve uluslararası aktörlerin soruna müdahil olmaması gerektiğini savunmaktaydı. Suu Kyi komisyon kurma kararıyla sorunu bizzat kendisi uluslararasılaştırmıştır. Suu Kyi’nin kendi partisi içinde de tepki alan bu adım daha ilk günlerinde ulusal meclise taşınmış, komisyonun feshedilmesi için bir önerge verilmiştir. Önerge meclisten geçmemiştir ancak başta hükümetin askeri kanadı olmak üzere Budist ve milliyetçi gruplar komisyonun çalışmalarına sürekli engel çıkartmıştır.

Komisyon 2017 Mart ayında bir ara rapor yayınlamış ve raporda yapılan tavsiyelerden bazıları hükümet tarafından uygulamaya konulmuştur. 23 Ağustos’ta Kofi Annan “Arakan Halkı İçin Barışçıl, Adil ve Refah Bir Geleceğe Doğru” raporu Suu Kyi’ye teslim etmiş ve kamuoyuyla paylaşılmıştır.

63 sayfadan oluşan rapor Arakan eyaletinde yaşanan sorunların iki yüzü olduğunu tespit etmiştir. Rapora göre Arakan Budistlerle merkezi hükümet arasında yaşanan güç paylaşımı ve Müslümanlarla yerel Budistler arasında yaşanan sorunlar eyaleti kalkınma, insan hakları ve güvenlik krizi sarmalına sokmuştur. 

Annan Raporu ve Tarihi Arka Plan

Raporda belirtildiği şekliyle Arakan, Myanmar’ın geri kalanından yüksek dağlarla ayrılmıştır ve tarihin uzun döneminde kendi krallığına ev sahipliği yapmıştır. 1784’te Burma hakimiyetine giren bölge, 1824’te de İngiliz Hindistan’ın bir parçası olmuştur. Arakan, 1948’te bağımsızlığını kazanan Myanmar’ın bir eyaleti olarak günümüze kadar gelmiştir. 

Kendi krallık ve yönetim geleneğine sahip Arakan yerlileri ile Myanmar merkezi hükümeti bağımsızlık sonrasında güç paylaşımı konusunda anlaşamamıştır. Eyaleti ilgilendiren konularda merkezi hükümetin tek başına karar alması, eyaletteki büyük yatırımlardan yerel halkın istenilen ölçüde yararlanamaması işbirliğini engellemiştir. 

Arakan’da tarih boyunca Budist nüfus çoğunlukta olmuştur. Bölgede İngiliz yönetimi öncesinde azda olsa bir Müslüman nüfus bulunmaktaydı. Ancak pirinç üretimin arttırmak için ihtiyaç duyulan işgücünü Bengal’deki Müslümanları bölgeye taşıyarak getiren İngilizler döneminde Arakan’daki Müslüman nüfus iki katına çıkmıştır. Azınlık duruma düşmek istemeyen Budistlerle, Arakan’da yerleşen ve kendilerine yeni bir hayat kuran Müslümanlar arasındaki sorunlu ilişkiler de bu şekilde başlamıştır.

Rapora göre günümüzde Arakan’da yaşayan ve kendilerini “Rohingyalı” olarak adlandıran Müslümanlar eyalet nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır. Arakan Budistleri Müslümanlar karşısında azınlık duruma düşme bahanesiyle müslümanların yabancı olduğunu ileri sürmekte ve “Bengalli” olarak nitelemektedir. Merkezi hükümetin de desteğiyle hayatın birçok alanında Müslümanlara kısıtlamalar getirmiştir.

Toplumsal ve Siyasal Baskılar

Arakan’da yaşayan bir milyon aşkın Müslüman devletsizdir. Dünyadaki en büyük devletsiz grubu oluşturan Arakan Müslümanlarına vatandaşlık statüsü verilmemektedir. Arakan Müslümanlarına ülkede kabul edilen 135 resmi ırktan birisi olmadığı gerekçesiyle vatandaşlık verilmemektedir. Oysa bu durum Myanmar’ın bizzat taraf olduğu uluslararası anlaşma ve normlarla çelişmektedir. Myanmar’ın kabul ettiği Çocuk Hakları Sözleşmesine göre devletler ülkelerinde doğan ve devletsiz statüsüne düşme tehlikesinde bulunan çocuklara vatandaşlık vermekle yükümlüdür.

Öte yandan Myanmar hükümetleri ülkede vatandaş statüsünde bulunmayan Müslümanlara vatandaşlık verilmesi için bazı başarısız girişimler yapmıştır. 1982 Vatandaşlık Yasasına bağlı olarak günümüze kadar yapılan çalışmalarda bir milyonu aşkın Müslümandan sadece dört bin kişiye vatandaşlık verilmiştir. Vatandaşlık verilen Müslümanlar üzerindeki toplumsal baskı devam etmiş, hak ve hürriyetlerini özgürce kullanamamışlardır. 

Müslümanların bir yerden başka bir yere gitmeleri özel izne tabidir. 2012 yılındaki çatışmalardan kaçarak, ülke içinde mülteci durumuna düşenlerin yaşadığı kamplardaki Müslümanların dışarı çıkması yasaktır. Kasaba ve köylerin dışına çıkmak isteyen Müslümanlar yerel güvenlik güçlerinin engellemeleri, yüksek yolculuk masrafları ve Budist baskılarından dolayı serbest hareket edememektedir. Hareket sınırlamaları Müslümanların sosyal ve ekonomik hayata girmesinin önüne geçmekte, sınırı geçerek Bangladeş’e gitmeye zorlamaktadır. 

Müslümanlar sosyal hayatlarının tamamını etkileyen zor şartlarda hayatlarını sürdürmektedir. Ülkenin en geri kalmış eyaleti olan Arakan’da Müslümanların yaşadığı köy, kasaba ve kamplardaki sağlık, eğitim gibi en temel sosyal hizmetler son derece zor şartlarda sürdürülmektedir. Bölgedeki güvenlik riskini bahane eden öğretmen, doktor gibi kamu görevlileri Müslüman yerleşimlerinde görevlendirilmeyi reddetmektedir. 

Ekonomik hayata katılmaları da engellenen Müslüman grupların birçoğu yabancı hükümet ve yardım derneklerinin çalışmalarıyla hayatta kalmaktadır. Hükümet, kamplara ve bazı yerleşim yerlerine yabancı yardım derneklerinin erişimini kısıtlanmakta, bölge halkını açlık tehlikesiyle baş başa bırakmaktadır.

Sonuç

Arakan’da yaşanan sorunlar bir yazıyla anlaşılmaktan çok daha karmaşık ve iç içe geçmiştir. Kofi Annan tarafından hazırlanan rapor bu anlamda önem taşımaktadır. Myanmar hükümeti tarafından da desteklendiği için raporda verilen tavsiyelerin uygulanması noktasında Myanmar hükümeti baskı altına alınabilir. Nitekim yapılan baskı ve eleştiriler ilk sonucu vermiş, Myanmar hükümeti, Annan raporunda yapılan tavsiyelerin uygulanması için yeni bir komite oluşturduğunu duyurmuştur.  

Myanmar’ın uzun süre askeri cunta tarafından yönetildiği, askerin günümüzde de hükümetin önemli bir kısmını oluşturduğunu unutmamak gerekmektedir. Ülkenin fiili lideri olarak Aung San Suu Kyi öne çıkmış olsa da, ordunun onayını almadan Müslümanlara yönelik bir reform hareketi içerisine giremeyeceği açıktır. Ayrıca Güney Asya’da yükselen islam karşıtlığı ve Budist/Hindu milliyetçiliği de ülkedeki reform çalışmalarının önüne set çekmektedir. Dolayısıyla Suu Kyi’nin herhangi bir reform hareketine girişmesi yakın dönemde beklenmemekte, Budist milliyetçiliğinin güçlü olduğu Myanmar kamuoyunun ve seçmenin tepkisinden çekinmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Raporda uluslararası toplum ve yardım derneklerinin eyaletteki refah seviyesini yükseltmek, insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için yapılan tavsiyeleri yerine getirmeleri bölge halkına faydalı olacaktır. Konuyla ilgilenen ve bölgeye yardım konusunda önemli adımlar atan Türk hükümeti ve Türk yardım kuruluşları yapacakları yardımı raporda altı çizilen konular doğrultusunda yönlendirmelidir. Zira Arakan Müslümanlarının günlük gıda yardımından daha fazla statülerinin belirlenmesine, sosyal ve siyasal haklarını kullanmaya ve toplumun bir parçası olmaya ihtiyaçları bulunmaktadır.

Mini Sözlük:
Rohingya: Güneydoğu Asya'da esas olarak Myanmar'ın Arakan Eyaleti’nde (Rakhine) yaşayan, mülteci olarak da Bangladeş ve Malezya’da da görülen ve dilleri Hint-Avrupa dil ailesine giren Sünni Müslüman bir halktır.  Rohingya teriminin arapça rahmet kelimesinin yerel dilde türemiş hali olduğu ifade edilmektedir.
Rakhine: Budist ve Müslümanların yaşadığı Myanmar’ın kuzey batısında yer alan eyalet. Rakhine kelimesi Sanskritçedir ve ırkını devam ettiren anlamına gelmektedir.
Arakan: Rakhine kelimesinin bölgeye ilk giden Portekizliler tarafından kendi dillerinde ifadesi. Daha sonra İngiliz koloni döneminde de Arakan ismi kullanılmıştır.
Myanmar: Hint Okyanus kıyısında eski adı Burma olan Güney Asya devleti 
Aung San Suu Kyi: Myanmar Devlet Danışmanı ve Dışişleri Bakanı. Devlet Danışmanlığı ülkede Başbakan pozisyonunun dengidir. Dolayısıyla hükümete liderlik etmektedir.
Bengal: Güney Asya’da Müslümanların yoğunlukta yaşadığı coğrafya. Myanmar, Arakan’daki Müslümanların buradan geldikleri belirterek, Müslümanlara vatandaşlık vermemektedir. 

Musap Eryiğit
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Doktora Öğrencisi
Twitter
@musaberyigit