blog

İSRAİL SİYASETİNİN SON YİRMİ YILI — BİNYAMİN NETENYAHU

BİYOGRAFİ SERİSİ – 4

İSRAİL SİYASETİNİN SON YİRMİ YILI — BİNYAMİN NETENYAHU
Ali İrfan Çambaşı
 
ABD’nin yıllardır Tel Aviv’de bulunan İsrail Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması tartışmaları, Donald Trump’ın Başkanlık koltuğuna oturmasından bu yana daha da hararetlendi. Uluslararası camiada da tepkiyle karşılanan bu tartışmaların nihayetinde, 14 Mayıs 2018 tarihinde, Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği resmi bir törenle faaliyete geçti. Kararın siyasi ve sembolik öneminden dolayı, Filistinliler kitlesel protestolara başladı. Gazze’deki yürüyüşe son derece sert ve vahşice tepki gösteren İsrail yönetimi, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca Filistinliyi öldürmekte hiçbir beis görmedi. Hem gösteriler hem de ölümler haftalardır sürerken, bu vahşi katliamın emrini veren kişiyi tüm dünya kamuoyu yakından tanıyordu: İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu. Namı diğer; ‘Bibi’…
Komando Kariyerinden Büyükelçiliğe
Ekim 1949 doğumlu olan Netenyahu, Tel Aviv’de dünyaya geldi, Kudüs’te büyüdü ve ilk eğitimini bu şehirde aldı. Babası Prof. Benzion Mileikovski Polonya Yahudilerinden olup, tarihçiliğinin yanı sıra önde gelen bir Siyonist aktivist olarak tanındı. İsrail’e göç ettikten sonra soyadını Netenyahu olarak değiştirdi. Bibi, babasının çalışmalarından dolayı 1956–58 ve 1963–67 yılları arasında ABD’nin Philadelphia eyaletinde yaşadı, liseyi burada bitirdi. Halen Amerikan İngilizcesini gençliğinin geçtiği bu eyaletin aksanıyla konuşur. 1960’ların Arap-İsrail savaşları döneminde, liseyi bitirdikten sonra İsrail’e döndü ve orduya katıldı.  Savaş eğitimi aldıktan sonra, İsrail ordusunun elit komando gruplarından Sayeret Matkal birliğine katıldı. Bu birlikte tim komutanlığı yaptı, birçok askeri operasyon ve sıcak savaş cephesinde görev aldı. 1973’te Yom Kippur Savaşı, Süveyş Operasyonu ve Suriye içlerine doğru gerçekleştirilen bir komando harekâtında yer aldı, ordudan komando yüzbaşı rütbesiyle terhis oldu. Erkek kardeşi Jonathan da kendisi gibi komando birliğine katıldı, ancak 1976’daki Entebbe rehine kurtarma operasyonunda hayatını kaybetti.
Birkaç sefer yaralanıp ölüm tehlikesi atlattığı askerliğinin ardından ABD’ye döndü ve 1975’te Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) mimarlık lisansını, 1977’de yine aynı üniversitede işletme yüksek lisansını tamamladı. ABD’de bulunduğu bu süreçte, ismini ‘Benjamin Ben Nitai’ olarak değiştirip kullandı; bu hareketi daha sonraki siyasi hayatında rakipleri tarafından sık sık eleştiri konusu yapılacak, milli kimlik bilinci ve sadakat eksikliğiyle suçlanacaktı. Kendisiyse bu durumu İngilizcedeki telaffuz kolaylığıyla açıkladı. Eğitiminin ardından Boston Consulting Group bünyesinde bir süre çalıştı, sonradan Cumhuriyetçi Parti’nin önemli isimlerinden olacak Mitt Romney’le bu yıllarda aynı grup bünyesinde yakın çalıştı. Keza Trump ailesiyle de ABD’de bulunduğu 1980’li yıllarda yakın ilişkiler kurdu.[1] 1978–80 yılları arasında İsrail’e dönen ve kardeşi adına kurduğu Yonathan Netenyahu Terörle Mücadele Enstitüsü bünyesinde faaliyet gösteren Netenyahu, bir yandan da özel sektörde çalıştı. İsrail siyasetiyle ilk temaslarını bu dönemde kurdu, sonradan Savunma Bakanı olacak Moshe Arens 1982’de Washington Büyükelçisi olarak atanınca, Netenyahu’nun da aynı büyükelçiliğe Misyon Şefi Yardımcısı sıfatıyla tayinini sağladı. Bibi, iki yıllık bu görevinin ardından, 1984–88 yılları arasında Büyükelçi sıfatıyla, İsrail’in New York’ta BM Nezdindeki Daimi Temsilcisi olarak atandı.
Anadili İbranice dışında iyi derecede İngilizce konuşan Netenyahu, şimdiye kadar üç evlilik yaptı. İlk eşi Miriam Weizmann ile (her ikisi de) orduda askerlik yaparken tanıştı ve öğrenim için gittikleri ABD’de evlendi, çiftin 1978 doğumlu bir kızı bulunuyor. İlk eşi hamileyken, İngiliz vatandaşı Fleur Cates ile tanışan Netenyahu, bir süre sonra Weizmann’la boşandı ve sonradan Yahudiliği seçen Cates ile 1981’de evlendi, ancak ondan da 1984’te boşandı.[2] El Al Havayolları’nda kabin görevlisi olarak çalışan Sara Ben-Artzi ile 1991’de evlenen Netenyahu’nun, bu evlilikten de iki oğlu bulunuyor. Netenyahu, evlilik dışı ilişkilerini zaman zaman siyasi rakiplerinin kendisine karşı şantaj amaçlı kullandığını itiraf etse de, İsrail kamuoyu ve siyaseti bu tür söylenti ve itiraflardan pek etkilenmedi ve İsrail halkı Netenyahu’yu girdiği her seçimde zirveye taşıdı. Netenyahu’nun 1976’da öldürülen kardeşinin dışında iki kardeşi daha bulunuyor: Hekim ve oyun yazarı Iddo Netenyahu New York’ta yaşıyor, bilgisayar mühendisliği alanında profesör olan Nathan ise Tel Aviv’deki Bar-Ilan Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Bibi’nin, terörizmle mücadele, uluslararası terörizm ve İsrail dış politikası üzerine yayınlanmış toplam dört kitabı bulunuyor.
Siyasi Kariyerinin Başlangıcı ve 1996’da Başbakanlığa Yükseliş
BM Nezdindeki Daimi Temsilcilik görevinden, 1988 İsrail genel seçimleri öncesi ayrılarak ülkesine dönen Netenyahu, muhafazakâr Likud Partisi’ne katıldı ve Knesset’e seçilmeyi başardı. Seçimlerin ardından, eski bir diplomat olarak, Moşe Arens ve David Levy’nin dışişleri bakanlıkları döneminde yardımcılıklarını yaptı, 1991’de Arap-İsrail ihtilafına yönelik Madrid Konferansı’na, Başbakan İzak Şamir’in ekibine dâhil olarak katıldı. 1992 genel seçimlerinde Likud Partisi yenilgiye uğrayınca, Genel Başkan Şamir istifa etti ve parti içi mücadele kızıştı; rakibi Benny Begin’i geçen Netenyahu, 43 yaşında Likud’un genel başkanlığına seçildi. İşçi Partili Başbakan İzak Rabin’in aşırı dinci Yahudi çevrelerce suikastla öldürülmesinin ardından, başbakanın ilk kez halk tarafından doğrudan seçileceği 1996 seçimlerini kazandı ve 47 yaşında, İsrail’in en genç başbakanı olarak siyasetin zirvesine oturdu. Tel Aviv doğumlu Netenyahu, göçmen olan ilk kurucu kuşağın ardından, aynı zamanda İsrail doğumlu ilk başbakan olarak da tarihe geçti.
Seçim kampanyasında ABD’li profesyonel reklamcı Arthur Finkelstein ile anlaşan ve tartışmalı bir kampanya yürüten Netenyahu’nun, İşçi Partili tecrübeli Başbakan Şimon Peres’e karşı seçimi kazanması sürpriz olarak nitelendirildi. Ancak, İsrail sağının Filistinlilerle yapılan anlaşma ve temaslara tepki gösterdiği bir atmosferde; seçimlere giden süreçte Filistinlilerin iki ayrı bombalı saldırısında onlarca İsraillinin hayatını kaybetmesi (Hamas saldırıları üstlendi), Başbakan Peres’in yenilgisini ve şahin kanadın yeni gözdesi olarak Bibi’nin yükselişini hızlandırmıştı. Netenyahu’nun seçim vaatleri, İşçi Partisi Hükümeti’nin Filistinlilerle anlaşarak ‘tehlikeye attığı’ ülke güvenliğini yeniden güçlendirmek, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimleri artırmak, işgal edilen Suriye topraklarını (Golan Tepeleri) elde tutmak ve güvenlikle ilgili kesin garantiler alınana kadar Filistin Devleti’nin kuruluşunu engellemekti.[3] Nitekim başbakanlık dönemi, uluslararası baskıyla Eylül 1996’da Arafat’la ilk kez bir araya gelse de, barışın yavaşladığı ve iki taraf için de risklerin arttığı bir dönem oldu. Ağlama Duvarı tünelinin yeniden açılması yönünde verdiği talimatın ardından, Filistinliler ve İsrailliler arasında başlayan çatışmalarda onlarca kişi öldü. İktidarının ilerleyen döneminde Batı Şeria‘daki El Halil kentinin kontrolünün büyük bir bölümünü Filistinlilere devretti. 1997'de aldığı bu karardan bir yıl sonra, Yaser Arafat‘la anlaşmaya vararak, Batı Şeria'nın küçük bir bölümünün kontrolünü daha Filistin yönetimine bıraktı.
Yenilgi ve Kısa Bir Aradan Sonra Siyasete Yeniden Dönüş
Netenyahu, ilk başbakanlığı döneminin sonlarına doğru, hakkında çıkan çeşitli yolsuzluk iddiaları nedeniyle zor durumda kaldı, ardından 1999’da İşçi Partisi’nin yeni lideri Ehud Barak’a karşı başbakanlık seçimlerini kaybetti ve siyasete bir süre ara verdiğini açıkladı. Bir süre özel sektörde danışman olarak çalıştı. Barak’ın başbakanlıktan istifası sonucu yapılan erken seçimleri sürpriz şekilde, Netenyahu’dan daha az popüler olan Ariel Şaron kazandı. Başbakan Şaron, 2002’de Netenyahu’yu yeni hükümetin Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturttu. Bu süreçte Netenyahu, Şaron’a karşı Likud liderliği için mücadele ettiyse de başarılı olamadı. Başbakan Şaron, 2003 genel seçimlerinden büyük farkla galip çıkınca, Netenyahu’ya bu sefer Maliye Bakanlığını önerdi, Dışişlerini ise Silvan Şalom’a bıraktı. 2003–2005 yılları arasında Maliye Bakanlığı yapan Netenyahu’nun ekonomik büyüme ve düşük işsizlik kaydedilen yönetimi, genel anlamda başarılı kabul edilir.[4]
Netenyahu’nun Şaron ve Likud yönetimiyle arası, 2004’te Gazze’den çekilme planı nedeniyle açıldı. Netanyahu 2004'te Gazze planı referanduma götürülmezse istifa etmekle tehdit etti, ama daha sonra bu rezervini kaldırdı ve Knesset’teki programı oyladı. 2005 Ağustos’unda ise İsrail kabinesinin Gazze’den çekilme planını onaylamasından kısa bir süre önce istifasını verdi. Şaron’un, yaşanan tartışmaların ardından Likud liderliğinden çekilip Kadima Partisi’ni kurmasının ardından, Likud’un içerisinde başlayan liderlik yarışında ismi ön plana çıkan adaylardan biri de Netenyahu’ydu. Nitekim 2005 Aralık ayında yapılan parti içi kongrede Silvan Şalom’u geçerek genel başkanlığa seçildi. 2007’de bir kez daha genel başkan ve başbakan adayı olarak seçilmeyi başardı. 2008’de Hamas’la yapılan ateşkese karşı çıktı ve bu ateşkesin Hamas’ın yeniden silahlanmasına yol açacağını savundu.
2009’da İkinci Kez Başbakanlık ve İran Meselesi
2009’da yapılan genel seçimleri çok küçük bir farkla, (Şaron’un sağlık sorunları nedeniyle çekilmesinin ardından) Tzipi Livni’nin yeni lideri olduğu Kadima’nın ardından ikinci sırada tamamlasa da, sağ ve aşırı sağ partilerle ittifak kurarak, ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturdu. Netenyahu’nun ikinci başbakanlığı, 2008’de büyük umutlarla göreve gelen Obama’nın ABD Başkanlığı dönemine denk geldi. Bu yeni dönemde, Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Filistin sorununu çözme ve bundan bir başarı hikâyesi yaratma arzusu vardı, ABD’nin Demokratlarının bu beklentilerinin öncelikle Netenyahu üzerinde baskı yaratması kaçınılmazdı. Obama’nın 2009 Ocak’taki meşhur Kahire konuşması, İsrail’in gayrimeşru yerleşimlerini tanımadığını ilan ediyordu. Netenyahu’nun bundan birkaç gün sonra, Bar-Ilan Üniversitesi’nde yaptığı mukabil konuşması ise ‘Filistinliler tamamen silahsızlanır ve geri dönüş haklarından vazgeçerlerse, devlet kurma hakları olabilir’ mealinde, küstah ve üst perdedendi. Filistinlilerse, bu konuşmanın müzakere umutlarını tükettiği yorumunda bulunuyordu.[5] Bu dönemde ABD’nin girişimleriyle İsrail ve Filistin liderleri arasında zaman zaman görüşmeler olsa ve umut kırıntıları ortaya saçılsa da, kapsamlı müzakereler ve [1] çözüme yönelik ilerleme kaydedilemedi.
Netenyahu’nun ikinci başbakanlığından itibaren belki de en fazla mesai harcadığı konu ise İran nükleer dosyası ve bu ülkenin Ortadoğu’da izlediği etki alanını genişletme politikası oldu. 2009’da göreve başlayan İran’ın radikal-muhafazakâr Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın, Yahudiler için tabu olarak kabul edilen holokostun gerçekliğini tartışmaya açması, bazı İranlı rejim muhaliflerinin girişimleriyle Tahran’ın 2002’den beri gizli uranyum zenginleştirme faaliyetleri yürüttüğü iddialarıyla birleşince, oklar bir anda İran’a dönmeye başladı. İsrail ve ülkesinin güvenliği konularında saplantı derecesinde hassasiyetiyle tanınan başbakanı Netenyahu, 2009’dan günümüze değin, İran karşıtı uluslararası kampanyanın şampiyonluğunu ABD’deki Cumhuriyetçi şahin kanadı bile kıskandıracak şekilde üstlenmiş bulunuyor.
2013’te Üçüncü Başbakanlık Dönemi
2012 yılı sonlarına doğru, Netenyahu hükümetinde dışişleri bakanlığı yapan ve aşırı sağcı görüşleriyle tanınan Avigdor Lieberman, kendi partisi İsrail Evimiz’in, iktidarın büyük ortağı Likud Partisiyle ittifak halinde genel seçimlere gireceğini açıkladı. 2013 Ocak’ta yapılan seçimleri, bu sağ-aşırı sağ ortaklığı, bir önceki seçime göre önemli ölçüde kan kaybederek de olsa kazanmayı başardı. Üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturan Netenyahu, bir önceki seçimde yaptığının aksine, Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği gibi dini köktenci partiler yerine, bu sefer sol ve merkez partilerle işbirliği yaparak hükümeti kurdu. Yeni hükümetin önceliği de, etkisi halen devam eden küresel ekonomik krizin olumsuz izlerini silmek için ekonomik reformlar yapma ve piyasaları daha da liberalleştirme oldu. Tel Aviv yönetiminin Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarını yaşanmaz hale getirmesine karşı çıkan Filistinli grupların sert tepkisi üzerine yaşanan çatışmalar, hava bombardımanları ve füze düelloları İsrail-Filistin müzakere sürecini bu dönemde de akamete uğrattı.
Başbakan Netenyahu, 2014 Aralık ayında, hükümetin iki küçük ortağı olup, merkezde yer alan siyasi partiler, Yesh Atid’in lideri ve Maliye Bakanı Yair Lapid ile Hatnua’nın lideri ve Adalet Bakanı Tzipi Livni’yi görevden alınca, hükümet bozuldu ve henüz iki sene dolmadan bir kez daha seçimlere gidilmesi durumu ortaya çıktı. 2015 seçimlerine gidilirken, Netenyahu’nun belki de en fazla akıllarda yer eden sözleri, iki devletli çözüm ihtimalinin halen mümkün olup olmadığı sorusuna verdiği; “Ben tek devletli çözüm istemiyorum, iki devletli çözümü destekliyorum ve bu konuda daha önceki fikrimi değiştirmiş değilim.” sözü oldu. Ancak bu sözlerinin kendi izlediği dış politikayla çeliştiği, ABD’den gelen baskı üzerine bu açıklamayı yapmak zorunda kaldığı yorumları basında sıklıkla yer aldı.[6]
2015’te Dördüncü Başbakanlık ve Hükümette Ülke Rekoru
2015’te yapılan erken genel seçimleri, bir kez daha Netenyahu kazandı ve tek parti için meclisteki en yüksek sandalye sayısına ulaşmayı başardı. Bibi’nin zor da olsa, dini köktenci partilerle işbirliği halinde kurduğu hükümet, İsrail tarihi açısından bir başka rekoru ifade ediyordu: Ülkenin kurucusu David Ben-Gurion’dan beri ilk kez bir siyasetçi dördüncü kez başbakanlık koltuğuna oturuyordu. Ülke tarihinin 34. hükümeti olan mevcut hükümet, yasada öngörülen ömrünü doldurabilmesi halinde, Netenyahu, İsrail siyasetinde en uzun süre başbakanlık yapan isim olarak da tarihe geçecek.[7]
Bununla birlikte, hükümette yer alan aşırı ve köktenci partilerin kurumsal varlığının, hükümetin sıhhati ve genel işleyişi açısından büyük bir sorun oluşturması beklenmese de, Filistin sorununun çözümü önünde oldukça ciddi bir engel oluşturacağını söylemek mümkün. Trump gibi bir ismin ABD Başkanlık koltuğunda oturuyor olmasının barış ümidini azalttığı mevcut konjonktürde, İsrail hükümetinin aşırı sağ-köktenci ittifakına dayanan yapısı da şiddet politikalarının yeni döneme egemen olacağı anlamına geliyor. Yazının girişinde bahsedilen, ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararı ve sonrasında Filistinlilerin haklı tepkisine gösterilen vahşi refleksler bu ihtimali daha da güçlendiriyor.
Ortadoğu’da Liderlerin Vazgeçilmezi: Yolsuzluk İddiaları
Ortadoğu ülkelerinde liderlik yapan veya iktidar partilerinde siyasetle iştigal eden kişiler için en fazla duyulan iki kelime, muhtemelen, ‘şiddet ve yolsuzluk’. Ülkelerin birbiriyle olan sınır ihtilaflarının yanı sıra, etnik ve dini-mezhepsel ihtilaflar, içeride yaşanan ekonomik sorunlar sıklıkla iktidarların şiddete başvurmasıyla sonuçlanıyor bu bölgede. ‘Arapların kuzenleri’ olarak Yahudiler ve İsrail de bölgeye mahsus bu şiddet sarmalından muaf değil.
Ortadoğu’daki liderlerin birlikte anıldıkları ikinci kavram ise, istisnasız her ülkede sıklıkla ve geniş ölçekte görülen yolsuzluk, rüşvet ve suiistimaller. İsrail’e sempatiyle bakan Batı kamuoyunun, gelişmişlik düzeyleri, demokratik kuralları ve toplumsal özellikleri nedeniyle, bölgenin geri kalanından ayırarak Batı Avrupa-Kuzey Amerika liginde yer verdikleri İsrail sözkonusu olduğunda; şiddet politikaları bir şekilde tolere edilebiliyor, ancak yolsuzluk haberleri bu çevreler için bile sürpriz sayılıyor.
Netenyahu’nun, 1996–99 yılları arasındaki ilk başbakanlığı döneminin sonlarına doğru, hakkında çıkan yolsuzluk iddiaları nedeniyle yıprandığı ve 1999 seçimlerini kaybettiğine yukarıda değinilmişti. Ancak söz konusu yolsuzluk iddialarının bu dönemle sınırlı kalmadığı, Bibi’nin sonraki dönemlerinde de bu tür ithamlara sıklıkla muhatap olduğu görülüyor. Netenyahu, hâlihazırda, 2017 Ocak ayından beri ‘Case 1000’ ve ‘Case 2000’ kodlarıyla bilinen soruşturmalardan dolayı iç siyasette zor günler geçiriyor. Hakkındaki iddiaların biri Netanyahu'nun Yediot Ahronot gazetesine, kendisi hakkında olumlu haberler yapılması karşılığında rakip bir gazeteye baskı yapılacağına dair söz verdiği yönünde. İkinci iddia ise, Netanyahu'nun Hollywood yapımcısı Arnon Milchan ve diğer destekçilerinden en az 283 bin dolarlık hediyeler alması. Jerusalem Post gazetesi, hediyeler arasında şampanya ve puroların da bulunduğu ve Milchan'ın ABD vizesi almasına yardım karşılığında verildiğini yazdı. Esasen bu tür iddialar, bölge ülkelerinin çok büyük bir çoğunluğunda suç kapsamında dahi görülmeyip ciddiye alınmazken, İsrail adli makamları Kuzey Avrupa demokrasilerini andırır şekilde, bu iddiaların peşine düşmüş durumda.[8]
Soruşturmaların iç siyasetteki çeşitli tartışmalardan beslendiği iddiaları da bulunmakla birlikte, görev başındaki bir başbakanın yolsuzluk iddialarından dolayı soruşturulabilmesi, üstelik adli-idari makamlara baskı yoluyla bu dosyaları kapattırma imkânı bulunmasına rağmen Netenyahu’nun buna tevessül etmemesi, (muhtemelen devlet aygıtlarının da, kendi bağımsızlıklarını koruyabilmek adına olabilecek baskılara karşı dik durması), bölgenin genel durumu ve demokratik olgunlukları-teamülleri açısından son derece lüks sayılabilecek bir seviyeye işaret ediyor.
Netenyahu’nun Psikolojik Biyografisi ve Karakter Tahlili
İsrailli araştırmacı Saul Kimhi tarafından yapılan bir akademik araştırma[9], Netenyahu’nun psikolojisi ve karakter tahliliyle ilgili önemli bulgular içeriyor. Netenyahu’nun söz konusu araştırmada ön plana çıkan ayrıntılı karakter özellikleri şöyle özetlenebilir:
-Egoizm (karizmatik görünümlü, sanki özel olarak yönlendiriliyormuş gibi hareket ediyor, en iyiyi kendisi bilir; kendi gibi düşünmeyenler zaten tarihi-siyasi gerçekliklerin farkında bile değiller. Kendisi vatanını kurtaracak kahraman edasında; kitaplarında bile alternatif görüşlere yer vermez ve farklı perspektiflere hayat hakkı tanımaz; kendi kaderini ulusunun kaderiyle özdeş zanneder; yabancılarla görüşmelerinde muhatabını rahatsız eden bir kibri var)
-Hırs ve kararlılık (her zaman zirveyi hedefler, kaybetmeyi asla kabul etmez ve pes etmez, MIT’de öğrenciyken de tutkulu ve hırslı bir öğrenci olarak tanındı)
-Saldırganlık ve manipülasyon (doğal seleksiyona inanır, orman kuralları içinde başarılı olmak için güçlü olmanın şart olduğunu düşünür ve sonuca ulaşmak için her türlü aracı mubah görür; soğukkanlı bir şekilde rakiplerini ekarte etmeyi bilir, rakiplerine her şekilde doğrudan veya dolaylı olarak saldırıp ötekileştirir; mücadelelerinde yardımcılarına yanlış işler yaptırır, ancak sonradan onlara sahip çıkmaz; kısa vadeli çıkarları için insanları kullanır, uzun vadeli sadakat beklentisi yoktur)
-Güvenilirlik (sözüne sadık değildir, attığı imzalara dahi sadakati sorunludur; bilhassa yabancı muhatapları tarafından güvenilmez bulunur; iç siyasette de günden güne değişen söylemleri nedeniyle kredibilite sorunu var, gerçeği konuşurken bile bir güven sorunu yaratır)
-İnsanlarla ilişkileri (empati yoksunudur, derin ve uzun soluklu ilişkiler tesis etmek peşinde koşmaz; arkadaşları var, ancak ilişkileri dost kazanmaktan ziyade menfaat ortaklığı temelli)
-Şüphecilik (bilhassa politik çevresine ve parti içinde önde gelenlere yönelik ciddi şekilde şüpheci, bazen ‘tüm dünya kendisine karşıymış’ psikolojisine girebiliyor; siyasete girdikten sonra daha şüpheci karakter kazandı, siyasi pozisyonunu tehdit altında hissedince kuşkuları daha da artabiliyor; tehdidi partisine yönelik değil de doğrudan kendisine yönelik algılıyor)
-Stres altında tepkileri (kontrol edilebilen bir kriz varsa rahat görünür; ancak özellikle ilk kez haberdar olduğu bir iç veya dış siyasi kriz karşısında panikleyip kilitlenebiliyor; bazı durumlarda stresten kaynaklanan şiddetli karın ağrısı yaşayabiliyor)
-Zihinsel melekeleri (çok iyi bir eğitim aldığı ve entelektüel açıdan geniş bir yelpazede kültürel birikimi olduğu için, davranış ve konuşmalarında bunu yansıtıyor; iyi bir hafızası ve analitik düşünce yapısı var, sürekli tarihten ve tarihsel şahsiyetlerden alıntılar yapmayı sever; yoğun çalışma temposundan hoşlanır, tatillerini kısa tutar)
-Görünüş, karizma ve kendini ifade etme (çekici ve etkileyici bir insan olarak görülür; fikirlerini mantıksal zeminde iyi kurgulayıp ifade eder, ciddi bir özgüveni var, öğrenciliğinden beri ‘sözcü’ olmaktan ve fikirlerini müdafaa etmekten hoşlanır)
-Serbest zamanları (iyi yaşamayı ve ‘güç’ olgusunu sever; pahalı restoranlar, lüks oteller, iyi yemek, güzel şarap, iyi kalite sigara, özel dikim elbiseler, önemli toplantılar öncesi yoğun kişisel bakım alışkanlıkları var; başbakan olduktan sonra kendisi ve ailesi için bu zevklerine daha fazla dikkat etmeye başladı)
-Özel hayatı (üç kez evlenip, ikisinde boşandı, her seferinde güçlü ve dominant kadınlarla evlendi. Yakın çevresi, ilk iki evliliğinin aşkla başladığını ama kadınlar tarafından bitirildiğini nakleder, ayrılıklardan sonra kendisini çabucak toparladı; yeni bir ilişkiye kolayca başlar ancak sürdürmekte zorlanır, kendisini mükemmel bir aile babası ve iyi bir eş olarak takdim etmekten hoşlanır)
-Yöneticilik ve çalışma tarzı (kendisi tek çalışmayı ve diğerlerine ödev verip çalıştırmayı seven-merkezi idareci tipine uyar, danışmanlarını pek dinlemez ve danışmaz; karargâhtaki bir komutan gibi disiplinli, talepkâr ve buyurgandır; yakın çevresi ve parti içinde demokratik davranmaz, ‘evet efendim’ tarzı çalışma çevresini sever)
-Medyayla ilişkiler (kameraların karşısında son derece özgüvenli, iyi konuşan, iyi giyinen, saldırgan bir hatiptir, tartışma konularında sözü hemen holokost ve terörizm gibi kolayla uzlaşılabilecek konulara getirir; siyasi rakiplerine karşı medya ve muhabirleri nasıl manipüle edip kullanacağını iyi bilir; tartışma platformlarını arena gibi görür)
-Siyasi ve dini görüşü (“Düşman Arap ülkelerle çevrili İsrail, bölgenin tek demokrasisidir, kendini korumak için maksimum ölçüde güçlü olmalıdır” görüşündedir. Şahsi hayatı sekülerdir ve dindar değildir, ancak aile kökeni ve Yahudi toplumunun dini-milli vasıflarının iç içe geçmiş olması nedeniyle din ve dini kavramlarla yakından ilgilidir, dini mekânları sık sık ziyaret edip görüntü verir)
-Aile çevresi ve gelişimi (Tarihçi olan babasının ömrünün büyük bölümü ABD’de geçti, soğuk bir kadın olan ve kendisini ailesine adayan annesinin çocuklarına öğütleri ‘ölçülü olmak, duygularını saklamak ve güçlü kalmak’ oldu ve oğullarından büyük beklentileri vardı. Babası uzun saatler odasına kapanıp çalışırdı, bu yüzden daha ziyade annesi ev içinde otorite kaynağıydı, dışarıya kapalı ve kendi içinde bir aile hayatı yaşadı, pek arkadaş edinmedi, ama iyi ve disiplinli bir öğrenciydi. Ciddi, adanmış ve iyi bir asker oldu, ailenin gözdesi kendisinden üç yaş büyük ağabeyi Yonathan idi, ancak askerdeyken bir operasyon sırasında öldürüldü. Bu kayıp Binyamin’i derinden sarstı, ancak ailenin hislerini dışarıya vurmama ve güçlü durma öğretisi gereği, yasını tutmak yerine onun adına bir enstitü kurup terörizmle mücadele sahasında Yonathan’ın adını yaşatmayı tercih ettiler)
Netenyahu’ya dair yukarıda ana hatlarıyla ele alınan ailevi, kişisel ve psikolojik özellikleri; narsist bir kişiliğe, zaman zaman megalomaniye eğilimli bir bireye; güçlü ve hırslı, adanmış, zayıflıklarını göstermek istemeyen, hatasını kabul etmeyen, insanları kendi amaçları için kullanan, hep ‘alan’, siyasette sadakatsiz, kişisel ve siyasi etikten yoksun, eleştiriye tahammülsüz, tümüyle kendi varlığı ve başarısına odaklanmış bir karaktere işaret etmektedir. Esasen, Netenyahu’nun bu karakter özelliklerinin, sadece kişisel hayatı ve İsrail iç siyasetinde değil; Arap-İsrail ihtilafından İran nükleer dosyasına, bölge ülkeleriyle ilişkilerden ABD ve Rusya gibi küresel güçlerle münasebetlerine kadar geniş bir spektrumda etkilerini bilhassa son on yılda yakından görüp hissetmek mümkündür.
 
[1] Michael Barbaro, “A Friendship Dating to 1976 Resonates in 2012”, 7 Nisan 2012, https://www.nytimes.com/2012/04/08/us/politics/mitt-romney-and-benjamin-netanyahu-are-old-friends.html?_r=1&ref=politics&pagewanted=all
Gabriel Sherman, “Trump Is Considering a Pre-Convention Visit to Israel”, 1 Haziran 2016, http://nymag.com/daily/intelligencer/2016/06/trump-is-considering-pre-convention-israel-visit.html
 
[2] David Margolick, “Star of Zion”, Haziran 1996, https://www.vanityfair.com/news/1996/06/benjamin-netanyahu
 
[3] Serge Schmemann, “Bombings in Israel: The Overview;2 Suicide Bombings in Israel Kill 25 and Hurt 77, Highest Such Toll”, 26 Şubat 1996, https://www.nytimes.com/1996/02/26/world/bombings-israel-overview-2-suicide-bombings-israel-kill-25-hurt-77-highest-such.html
“Netanyahu wins”, 31 Mayıs 1996, http://edition.cnn.com/WORLD/9605/31/netanyahu.wins/
 
[4] Jeremy Scott, “Netanyahu's Economic Reforms And The Laffer Curve”, 13 Kasım 2015, https://www.forbes.com/sites/taxanalysts/2015/11/13/netanyahus-economic-reforms-and-the-laffer-curve/#582fe5351224
 
[5] Isabel Kershner, “Netanyahu Backs Palestinian State, With Caveats”, 14 Haziran 2009, https://www.nytimes.com/2009/06/15/world/middleeast/15mideast.html
 
[6] Harriet Salem, “Netanyahu Backtracks on Election Pledge to Refuse a Two-State Solution After Sharp Words from the US”, 19 Mart 2015, https://news.vice.com/article/us-says-it-will-re-evaluate-approach-to-israeli-palestinian-conflict-after-netanyahu-election-win
 
[7] Stoyan Zaimov, “Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu Wins Re-Election, Becomes Israel's Longest-Serving Prime Minister”, 18 Mayıs 2018, https://www.christianpost.com/news/israeli-prime-minister-benjamin-netanyahu-wins-re-election-becomes-israels-longest-serving-prime-minister-135890/
 
[8] “Israel PM Netanyahu faces corruption charges”, 13 Şubat 2018, http://www.bbc.com/news/world-middle-east-43051249
 
[9] Bu bölümde Netenyahu’nun psikolojik özellikleri ve karakter tahliline ilişkin olarak kullanılan veriler büyük oranda, İsrailli araştırmacı Saul Kimhi’nin “The psychological profile of Benjamin Netanyahu using behavior analysis” başlıklı akademik çalışmasından alınmıştır. Söz konusu makalenin tam metni için bknz: https://www.researchgate.net/publication/235330077_The_psychological_profile_of_Benjamin_Netanyahu_using_behavior_analysis

تم إدخال تعليق