blog

YÜZYILIN ANLAŞMASI VE SİNA YARIMADASINDA YENİ GAZZE!

ABD'nin Filistin meselesinin nihai çözümü olacağı iddia edilen "Yüzyılın Anlaşması" projesi, Trump’ın ABD başkanlık seçimlerini kazanmasının ardından dilendirilmeye başlandı. Ancak bu projenin ilk taslağını, İsrail’in eski Ulusal Güvenlik Müsteşarı Giora Eiland 2010 yılında çizmişti. Bugüne kadar medyada bu anlaşma ile ilgili konuşulan her şey, Eiland’ın hazırlamış olduğu projenin üzerinde ekleme, çıkarma ve yorumlamadan ibarettir. Aynı zamanda proje üzerinde yapılan yorumların neredeyse tamamı resmi makamlar tarafından yalanlandı. Konuşulanların, ABD yönetimi tarafından ne onaylanması ne de yalanlanması, söz konusu projeye esrarengiz bir hal verdi. Ancak projenin Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dâhil olmak üzere, birçok devlet yöneticisi tarafından dile getirilmesi, projenin salt medya ürünü olmadığını gösteriyor. 
Filistin meselesinin çözümünün çok taraflı olacağını ve bütün tarafların taviz vereceğini öngören Yüzyılın Anlaşmasının sağlanması için, Mısır’ın vereceği tavizin Sina Yarımadası olacağı konuşuluyor. Nitekim dünyanın en yoğun nüfusa sahip yerlerinden biri olan Gazze’nin rahatlatılmasının; şehrin Sina Yarımadasına doğru genişlemesiyle veya Gazze’nin 3 katı kadar büyük bir Yeni Gazze’nin Sina’da kurulmasıyla olanaklı olduğu düşünülüyor. Bunu yaparken, Filistin direnişinin silahsızlanması koşuluyla, Yeni Gazze’nin içinde liman ve havaalanı açılmasına da izin verilecek. Yeni Gazze’nin kalkındırılması ve silahsızlandırılması, İsrail’in güvenliğini sağlayacaktır. Projenin asıl hedefi zaten budur.  
Başta Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Hamas lideri İsmail Heniye başta olmak üzere Filistin tarafı, böyle bir anlaşmanın Filistin meselesinin tasfiyesini amaçladığını ve hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerini her fırsattı dile getirdi.  Bu projenin uygulanmaya konmasına karşı Abbas’ın elinde Filistin Özerk Yönetimini feshetmekten başka herhangi bir araç olmadığı için, Hamas ve Mısır’ın tutumuna bakmamız yeterli olacaktır. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniye, ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınmasını bu anlaşmanın bir ön aşaması olarak değerlendirip, anlaşmanın hayata geçmesini önleyeceğini taahhüt etti. Hamas, Trump’ın Kudüs kararı alındığı günden itibaren yoğun diplomasi yürüttü ve diğer direniş örgütleriyle sürekli toplantı halinde oldu. Gazze’de aslında Hamas ile ilgisi olmayan, gençlik topluluklarının bir hamlesi olan Büyük Dönüş Yürüyüşlerine destek sağlaması ve yürüyüşün şehitlerinin çoğunluğunun Hamas üyelerinden olması, Hamas’ın projeye attığı ilk taş/ok olarak değerlendirilebilir. Bu konuda, Hamas’ın önde gelen liderlerinden Mahmud ez-Zehhar; Dönüş Yürüyüşünün, Yüzyılın Anlaşması'nın uygulanmasının imkânsız olduğu mesajını verdiğini söyledi.  
Mısır açısından baktığımız zaman, yetkililerin her fırsatta Sina’nın bir parçasının Gazze’ye verileceğini yalanlaması bana hiç de gerçekçi gelmiyor. 5 kuruş pahasına ve iç hukukuna aykırı davranarak Tiran ve Sanafir adalarını Suudi Arabistan’a devreden Sisi’nin, verimsiz çölünden sadece 270 km2’yi Gazze’ye devretmesi, Trump’ı ve Bin Selman’ı razı etmek için yapamayacağı bir şey değil. Aynı zamanda DAEŞ’in yarımadada aktifleşmesi ve ona karşı mücadele kapsamında söz edilen arazinin evlerden ve insandan ‘temizlenmesi’ bu projenin yeni bir aşaması olarak değerlendirilebilir. Biraz daha eskiye dönersek, ünlü Alman yazar Rainer Hermann; Mursi’nin Sina Yarımadasını kalkındırmaya yönelik çalışmalarının, onun devrilmesinin sebeplerinden biri olduğunu söylüyor. Aynı yazara göre; Sisi yönetiminin yarımadada izlediği politikaların tamamı, Filistinlilerin Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten çıkarılıp buraya yerleştirilmesi için bölgeyi hazırlamaya yönelik politikalardır.  
Peki, Böyle Bir Çözüm Ne Kadar Olanaklı? 
Trump’ın, öncülerinin başaramadığı Filistin meselesinin tasfiyesini Mısır üzerinden çözmeye çalışması, Sisi kabul etse bile hayat bulamayacak bir projedir. Filistin halkı 1948 yılında Nekbe gününde evlerini bir kere terk etmek zorunda kaldı. Bir daha Nekbe yaşamayı asla kabul etmeyecektir. Böylesi bir çözüm bana akıl dışı geliyor. Zira Filistin halkının tek isteği hayatta kalmak değil. Öyle olsaydı, İsrail’in teşviki ile evlerini toprağını fahiş fiyatlarla satarak yurtdışına yerleşebilir, vatanından uzak ‘iyi’ yaşam standartlarında hayatını sürdürebilirlerdi! İsrail’in Filistin halkını hayatını cehenneme çevirmesinin arkasında yatan da bu zaten. Değil Sina’yı, Mısır’ın tamamını da verse Filistin halkı asla ama asla Filistin topraklarından vazgeçmeyecektir.  
Görüldüğü gibi, anlaşarak böyle bir projenin hayata geçmesi mümkün olmasa da silah zoruyla gerçekleşebileceği ihtimali de göz ardı edilmemeli. Zira İsrail’in Gazze’ye yönelik başlatabileceği yıkıcı bir savaş anında, Mısır’ın Refah kapısını savaştan kaçanlara açması ve Sina’da mülteci kampları kurması bu esrarengiz projenin hayata geçmesi anlamına gelecektir.