blog

DAĞILMANIN EŞİĞİNDEN SÜPER GÜÇLER SAHNESİNE: VLADİMİR PUTİN

BİYOGRAFİ SERİSİ – 3
Dağılmanın Eşiğinden Süper Güçler Sahnesine:  VLADİMİR PUTİN
Ali İrfan Çambaşı
 
18 Mart 2018 tarihinde yapılan Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı seçimlerini, beklendiği üzere, bir kez daha Vladimir Putin kazandı. Katılımın, Rusya şartlarına göre yüksek sayılabilecek %67 oranında gerçekleştiği seçimde Putin, kullanılan oyların yaklaşık %77’sini alarak, 2024 yılına kadar görevde kalmayı garantiledi (2012’deki seçimlerde ise %63 oy almıştı). Seçimlerde Putin’in en yakın rakibinin (Komünist Parti adayı Pavel Grudinin) aldığı oy oranı ise sadece %11. Bu rakamların ne anlam ifade ettiğini, iki aday arasında neden bu kadar fark oluşabildiğini görmek için Putin’i daha yakından tanımak ve Rusya’nın yakın dönem tarihini incelemek gerekiyor. Bu noktada, Putin’in yönetim tarzı ve genel siyasetinin sadece Rusya’yı ilgilendirmediğini, Ortadoğu başta olmak üzere geniş Avrasya coğrafyasında da temel belirleyici etkenlerden biri olduğunu not etmek gerekir.
Petersburg’daki ‘Komünalka’ Günlerinden Moskova’ya
Putin’in kişiliğinin şekillenmeye başladığı çocukluk ve gençlik dönemi nispeten zorlu geçti. 1952 yılında (o zamanki adıyla Leningrad olan) St. Petersburg’da doğdu[1]. Anne ve babası Petersburg yakınlarındaki taşra şehirlerinden göç etmiş sıradan insanlar olup, her ikisi de fabrikada çalışan emekçilerdi. Dönemin Petersburg’u ise, II. Dünya Savaşı sırasında Almanların 900 gün süren kuşatma ve bombardımanına karşı ayakta kalabilmiş, ancak savaşın yıkımının yanı sıra açlık ve fakirliğin de esir aldığı bir şehirdi. Putin’in babası kuşatmaya karşı şehri savunan milisler arasında yer alırken, annesi de şehri terk etmeyip babasıyla kaldı. İçlerinde kardeşinin de bulunduğu 750 bin sivilin açlık ve soğuktan hayatını kaybettiği bu savunma savaşı bittikten sonra, ailenin üçüncü çocuğu olarak doğdu. Aile uzunca bir süre tüm sıradan halk gibi ‘komünalka’ denilen apartmanlardaki tek odalı dar evlerde (banyo-tuvalet ve mutfak, kattaki diğer odalarla ortak kullanıma tâbi) yaşadı, üniversiteye kadar tüm öğrenim hayatı Petersburg’da geçti. Çocukluk ve gençlik yılları, öğrenim hayatı Leonid Brejnev’in SSCB’yi yönettiği döneme rastladı. Brejnev dönemi (1964–1982), artan militarizm, Batı karşıtı sertlik politikaları, içeride politik baskı ve ideolojik taassupla bilinen zorlu bir periyottur. Komünist Parti’nin okul-gençlik yapılanmalarına aktif olarak katıldı; önce boksla, ardından hayat boyu devam edeceği savunma sporu judoyla ilgilendi, fiziki açıdan çelimsiz olsa da azmiyle bu açığını kapamasıyla tanındı.[2]
Kendisini ‘Sovyet vatansever eğitim sisteminin başarılı bir ürünü’ olarak tanımlayan Putin, dönemin Batı karşıtı sert koşulları altında, izlediği casusluk filmleri ve okuduğu istihbarat romanları sayesinde KGB’ye ilgi duymaya başladı (ilk olarak pilotluğa meraklıydı). Kendi resmi otobiyografisine göre, lise yıllarının başında, bir gün şehirdeki KGB Binasına giderek teşkilata girmek istediğini söyler, ancak kapıdaki görevlinin Hukuk lisans eğitimi aldıktan sonra başvurması tavsiyesi üzerine, Leningrad Devlet Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’ne girmeyi hedefler. Başarılı olur, iyi bir Hukuk öğrencisidir, mezun olacağı döneme kadar, o dönemde adet olduğu üzere, KGB’den kendisiyle temas kurulmasını ve iş teklifi almayı bekler, sonunda teklifi alır ve hayallerine kavuşur, 1975’te KGB’de çalışmaya başlar.[3]
Sovyet havayolu şirketi Aeroflot’ta bir dönem kabin görevlisi olarak çalışan, İspanyol Dili-Edebiyatı mezunu Lyudmila Şkrebneva ile 1983’te evlendi, iki kızları oldu ancak çift 2013 yılında boşandı. Putin’in, Kazan Tatarı asıllı olimpik jimnastikçi Alina Kabayeva ile birlikte olduğu (gizlice evlendikleri), hatta çiftin bir de çocukları olduğuna dair basında bir dönem çok sayıda haber yer aldıysa da, iki taraf da bu iddiaları yalanladı.[4]
Putin, 1985–90 yılları arasında, Doğu Bloku’na dâhil Doğu Almanya’nın Dresden şehrindeki KGB Temsilciliğinde görev yaptı. Kendi deyimiyle ‘politik istihbarat’ faaliyetleriyle uğraştı.  Gorbaçov döneminde SSCB’de yaşanan türbülansın devamında, 1989 Sonbaharında Dresden’deki rejim karşıtı gösteriler çoğaldı, bazıları isyana dönüştü. Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından, protestocu kalabalık, KGB binasının pencerelerinden görülen Stasi (Gizli Polis) binasını istila eder. Binanın içinde panikleyen Putin ve arkadaşları, yoğun bir şekilde evrak yakma çabasına girişir, hemen yakındaki Rus üssünden askeri takviyenin gelmesi gecikir ve telefonla temas kurulduğunda “Emir gelmeden hiçbir şey yapamayız, Moskova’dan ise bir ses çıkmıyor” cevabını alır. Bu cümle Putin’in zihnine kazınır, sonraları ’20. yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi’ olarak andığı, SSCB’nin dağılmakta oluşuna gözleriyle şahit olduğunu söyler.[5] Sokaklara inen göstericiler, güvenlik kuvvetlerinin olayları bastırması/bastır(a)maması, yıkılıp giden sistemler gibi kritik süreçlere tanıklık etmesi, Putin’in sonraki dönemde siyasi hayatında alacağı kararları da (yurtiçi ve yurtdışında) yakından etkileyecektir.
SSCB’nin dağılması ve sistemin çökmesi üzerine, pek çok arkadaşı gibi bir anda boşluğa düşer, KGB Yarbayı rütbesiyle çalıştığı kurumundan ayrılır, 1990’da Petersburg’a döner ve sosyo-ekonomik çöküş içindeki memleketinde, iki çocuk babası eski bir istihbaratçı olarak, mezun olduğu üniversitede iş bulur. O sırada Leningrad Belediye Meclisi Başkanlığına seçilen ve kendisine yardımcı arayan, fakülteden eski hocası Anatoli Sobçak, Putin’i yanına alır. Sobçak’ın yanında yeni döneme uyum sağlar ve ‘rehabilite’ olmaya başlar, komünizme ideolojik bağlılığına rağmen, Parti’nin ‘eski tüfeklerinin’ Gorbaçov’a karşı (Yeltsin’in tankların üstüne çıktığı) 1991’deki başarısız darbe girişimine, hâmisi Sobçak gibi destek vermez. Yeni dönemde Petersburg’un dışa açılması ve yurtdışından yatırımcı getirilmesi faaliyetlerinde yönetici olarak aktif şekilde çalışır. Bu dönemde, sorumlusu olduğu belediye departmanlarının hayali ihracat dosyaları epeyce başını ağrıtır, 100 milyon dolar civarında bir meblağın ortadan kaybolması olayında adı geçer, istifası istenir, Meclis oturumunda ifade verir. Toplantıda bulunanlardan bir yetkilinin ifadesine göre, hiçbir şeyi inkâr etmez, “belki bazı yanlışlar yapmış olabilirim” diye cevap verir. Ama sonuçta ters bir karar çıkmaz, dava açılmaz, sümen altı edilen dosya bir süre sonra arşivlerden yok olur.[6] Bu dosya Putin’e karşı ilk yolsuzluk dosyası olarak kayıtlara geçer. Kendisini hedef alan muhalefet de ilk olarak Petersburg’da başlamıştır.
Rusya’nın 1990’lardaki Olağanüstü Koşulları ve Putin’in Yükselişi
1996’daki seçimlerde Sobçak, Petersburg Belediye Başkanlığını kaybeder[7], aynı yıl yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerinde Yeltsin’in şehirdeki kampanyasında sorumlu mevkide çalışan Putin, Kremlin’in dikkatini çeker ve Yeltsin’in etkili danışmanlarından Pavel Borodin’in yardımcısı olma teklifini kabul ederek Moskova’ya taşınır. Bu adımla birlikte, KGB’den Yarbay rütbesiyle ayrılan ortalama bir istihbaratçı, Petersburg Belediye Başkan Yardımcılığı görevinden seçimleri kaybederek ayrılan bir bürokrat olarak Putin’in, 4 yıl içindeki inanılmaz yükseliş süreci başlar. Önce Kremlin İdaresi Başkan Yardımcısı (1997 Mart), ardından KGB’nin devamı niteliğindeki FSB’nin başkanı (1998 Temmuz) olur, bu görevdeyken ‘yeni Politbüro’ olarak da anılan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Genel Sekreterliği’ne getirilir (1999 Mart). FSB’den Başbakanlığa geçişi de hızlı olur, 1999 Ağustos ayından 2000 Mayıs ayına kadar Yeltsin’in Başbakanı olarak görev yapar. Nihayetinde Yeltsin, sağlık durumunun kötüye gitmesini gerekçe göstererek 1999 yılı sonunda, bir yılbaşı gecesinde, görevinden ayrıldığını ve yerine seçimlere kadar vekâleten (uzun süredir yakından gözlemlediği ve çok güvendiğini söylediği) Başbakan Putin’in görev yapacağını açıklar. Mayıs 2000’de yapılan seçimleri kazanıp Devlet Başkanlığı koltuğuna asaleten oturur.
Henüz iki yıl öncesine kadar kimsenin tanımadığı Putin’in, herkesi şaşırtacak şekilde ve bir anda Kremlin’de Çarların ve Lenin, Stalin gibi kudretli Sovyet liderlerinin koltuğuna oturması, o dönemde iç ve dıştaki olağanüstü koşullardan ayrı değerlendirilemez. Dönemin Rusya’daki iç koşulları ana hatlarıyla şu şekildedir: “Sovyetler Birliği yıkılıp 1992 başında piyasa ekonomisine geçilince ülkede bir zenginlik sevdası başladı. Bir grup insan, mafyayla ve eski Komünist Parti ya da KGB'deki bağlantılarını kullanarak, biraz da yasal para kazanma mekanizmasının henüz oturmaması sayesinde, özelleştirilen fabrikaları, milyar dolarlık dev işletmeleri neredeyse bedava ele geçirdi. Bu yüzden, 1990'larda Rusya'da zengin olmuş herkesin servetinin kuşkulu olduğu söylenir. Bu insanlar çoğunlukla toplumun eğitimsiz ve düşük kültürlü kesimindendi. Mercedes'in en pahalı modeliyle gezen, altın kolye takan bu insanlar kolay yoldan elde ettiklerini ve zenginliklerini görgüsüzce sergilemekten haz alıyordu. İşte toplum bu insanlara ‘Yeni Rus’ adını taktı. Bu dönemin en önemli özelliği, ahlaki yozlaşmanın Rusların çok değer verdiği maneviyatı yerle bir etmesiydi.”[8]
Dönemin Rusya Federasyonu’nu tanımlayan diğer bir önemli gerçek ise, başta Çeçenistan ve Tataristan olmak üzere, federe birimlerin Moskova’dan taleplerinin ekonomik özgürlükten bağımsızlığa uzanan bir yelpazede dalgalanması, merkezin güçsüz düşerek bunu en azından pazarlık konusu olarak görmesi ve engellemeye gücünün yetmemesiydi. Bunun sonucunda, Çeçenistan’da kanlı bir savaş başladı, demode durumdaki Rus ordusu art arda yenilgiler alarak başarısız oldu. Grozni’yi diğer özerk cumhuriyet ve bölgelerin takip etme ihtimali, SSCB’nin dağılmasının hemen ardından, Rusya’nın da benzer şekilde dağılabileceğini gösterdi. Rus Devleti ve güvenlik makamları bundan aşırı derecede tedirgin oldu; nihayetinde, Putin’in FSB’nin başına geçmesi, akabinde Başbakanlığı döneminde Çeçen direnişine karşı sert tedbirler alındı. Çeçen savaşçıların mücadeleyi Çeçenistan’dan diğer Kafkasya vilayetlerine yayma girişimlerinin ardından; Rusya’nın üç ayrı şehrinde (Moskova, Buynaksk, Volgodonsk) meydana gelen ve sivillerin yaşadığı apartmanların hedef alınıp 300 kadar kişinin öldüğü terör saldırıları[9], Rus halkını dehşete düşürdü ve ‘koruyucu kutsal devlet’ olgusunun etrafında birleştirdi.
1990’larda içerideki bu kaotik sahneyi tamamlayan uluslararası arenada ise, bir zamanların süper gücü Rusya’nın, küçük bir kredi için Batı’ya adeta ‘dilenen’ düşmüş hali, Rus halkını rahatsız etmekteydi. Rusya’nın arka bahçesi olarak gördüğü, eski Doğu Bloku ülkelerinin AB ve NATO’nun genişleme konsepti sonucu birer birer Batı yörüngesine girmesi; Rusya’nın açık muhalefetine rağmen, Kosova sorunundan dolayı Belgrad’ın bombalanması; 11 Eylül saldırıları sonrasında Moskova’nın ABD’ye uzattığı elin ‘havada bırakıldığı’ ve gereği gibi kıymetinin bilinmediği algısı; Moskova’nın yine yüksek sesle itirazına rağmen, Afganistan’ın ardından Irak’ın da Bush Hükümetince işgal edilmesi gibi adımlar, ekonomik olarak dizlerinin üzerine çökmüş ve dış yardıma muhtaç durumdaki Rusya’nın, süper güç sahnesinden tamamen dışlanması gerçeğini de beraberinde getirdi. Sonraki dönemlerde, 2008 Gürcistan Krizi, 2014 Ukrayna-Kırım gelişmeleri ve nihayet Suriye Krizinde, Putin’in agresif hamlelerinin arka planında, 1990’lar ve 2000’li yılların hemen başında, Batı’nın bu küçük düşürücü adımlarına cevap verme güdüsünün baskın olduğu görülmektedir.[10]
Putin, işte böylesine çalkantılı iç ve dış siyasi, ekonomik, toplumsal ve askeri sorunların ortasında, Rus Devleti içerisindeki güvenlikçi kanadın uzlaşısı sonucunda FSB Başkanlığı, Başbakanlık ve ardından Devlet Başkanlığı koltuklarına oturdu. Yeltsin döneminde ‘Kremlin’in Akıl Hocası’ olarak da anılan siyaset bilimci Gleb Pavlovski bu olağanüstü geçiş dönemini şöyle tasvir etmektedir: “2000’deki seçimlerden üç ya da dört yıl önce, Yeltsin’in patırtısız bir biçimde gidişinin hazırlanması için Kremlin’de bir grup işe koyulmuştu. Bir halef bulmaktan ziyade, Devlet’i korumak söz konusuydu. Artık medyayı da denetimleri altına almış olan oligarklar, iktidarı endişelendirmekteydi. Yeltsin ‘siloviki’lere (devlet içindeki güvenlikçi kanat) yaslanmak için uğraşmaya ve o çevreye doğru adımlar atmaya başladı. Sosyologları, her türden danışmanları ve iletişim uzmanlarını bir araya getiren ve benim de içinde yer aldığım çalışma grubu, isim önermeksizin, fazla damgalanmamış ama fırtınaya kafa tutabilecek bir adam gerektiği sonucuna vardı.” Putin bu görevin şartlarını kusursuz yerine getirecektir. “Ortalığa bir çekidüzen vereceğiz” der ilk vaat olarak.[11]
Rusya’nın tanınmış siyaset bilimcilerinden Boris Kagarlitsky, oligarşinin de bu plana destek verdiğini, Yeltsin’le birlikte kurdukları rant ve talan sisteminin 1998 finansal krizi nedeniyle tamamen çökmesini engellemek için (1930’ların başındaki Almanya-İtalya krizlerini hatırlatır şekilde), görev başına bir “Rus Hitler’i veya Mussolini’si” çağırmaya mecbur kaldıklarını, ancak tamamen anlaşılabilir nedenlerle bunu yapmayıp, ‘Rus Pinochet’si ile yetindiklerini belirtir.[12]
Putin, ilk sınavı olan 2000’deki seçimleri %53’lük oy oranıyla, hem de ilk turda kazandı, Komünistlerin adayı Zyuganov ise %30’da kaldı. Seçim öncesi, en güçlü rakibi olarak görünen ve Moskova’nın güçlü Belediye Başkanı Lujkov’la ittifak halindeki, eski Başbakanlardan Yevgeni Primakov, ‘bir şekilde ikna edilerek’ adaylıktan çekilmesi sağlandı. 2004’teki seçimlerde ise Putin oyların %72’sini alarak yeniden seçildi. Putin, 2000-2008 yılları arasında, öncelikle içerideki sorunlara odaklandı ve yukarıda değinilen toplumsal ve ekonomi-politik tehditlerin çözümüne yöneldi.
Putin, göreve gelince, ilk iş olarak, 1999 sonunda başlattığı Çeçenistan karşıtı savaş kampanyasına hız verdi. 11 Eylül Olayları sonucu ‘İslamcı terörizm’ kavramının uluslararası sahnede bolca kullanıldığı bu dönemde, Putin de Çeçenistan’daki direnişçilerin tamamını terörist ilan etti, terör saldırılarının bir an önce sona erdirilmesini isteyen Rus kamuoyuna da olayları ‘terörle mücadele’ tepsisi içinde sundu. Bu mücadele sırasında sivil halka verilen zararlar ve Batı’dan gelen insan hakları ihlalleri uyarılarını ise ciddiye dahi almadan yoluna devam etti. Putin’in içeride attığı hızlı adımlardan biri de, federasyonu oluşturan federe cumhuriyet ve bölgelerin ‘başına buyruk’ hareket eden ve Moskova’yı fazla dikkate almayan yerel yöneticilerini ‘hizaya getirmek’ oldu. Bunun için merkezi yönetimi güçlendirecek adımlar attı, yerel yöneticilerden oluşan parlamentonun üst kanadı Federasyon Konseyi’ni seçim ve atama usullerini değiştirerek kontrol altına aldı. Dil ve kültür politikaları da benzer şekilde, bir kısmı etnik temele dayanan mahalli idareleri daha da baskı altına almak için kullanıldı. Bu dönemde seçim sonuçlarındaki hile ve şaibe iddialarından, muhalif parti ve liderlere yönelik (zaman zaman faili meçhul suikastlarla tırmanan) adli ve idari yıldırma taktiklerine, STK’ların ‘yabancı ajanlar’ ilan edilip cezalandırılmasından medya ve yargının denetim altına alınmasına kadar bir dizi politik hamleyle içeride tam bir denetim sistemi ve Rusya’ya özgü bir ‘Putin stili demokrasi’ kuruldu.[13]
Putin’in 1990’ların en önemli karar vericisi olarak siyaset üzerinde belirleyici olan oligarklara karşı, göreve geldikten sonra takındığı tavır, yönetim tarzına somut bir örnek olarak zikredilebilir. 1990’ların en güçlü oligarkları olarak gösterilen, Boriz Berezovski, Mikhael Khodorkovski, Vladimir Gusinski gibi medya, enerji, bankacılık gibi stratejik sektörlerde faaliyet gösteren milyar dolarlık iş adamları, yeni dönemde Putin’in yönetim tarzına uymayınca tasfiyeye uğradılar. Bir dönem Yeltsin’in en yakınında olan ve Başbakan belirleyecek kadar kudretli Berezovski İngiltere’ye, Gusinski İsrail’e sürgüne gitti. Khodorkovski ise Sibirya’da cezaevine konuldu, 2013’te salıverildi, çıkar çıkmaz önce İsviçre sonra da İngiltere’ye sürgüne gitmek zorunda kaldı. Her ne kadar 1990’ların türbülansında pek de meşru yollarla edinmemiş olsalar da, her üçünün de servetlerine ve sahip oldukları şirketlere el konuldu. Tasfiye edilen oligarkların ardından, Putin’in eski çevresindeki dostları yeni dönemin oligarkları olarak yerlerini aldı; ekonomideki rant ve talan sistemi ise, aktörleri dışında, değişmeden kaldı.[14] Putin, adı yolsuzlukla anılan Yeltsin ailesine ise özellikle dokunmadı, hatta göreve geldiği ilk saatlerdeki icraatlarının başında, eski Başkan’a ve aile üyelerine dokunulmazlık sağlayan kararı onaylaması vardı.[15]
Putin’in Dış Politika Hamleleri ve Ortadoğu’daki Adımlarla Süper Güç Sahnesine Dönüş
Rusya’da 1990’lardaki ekonomik çöküş, dış politikada da ciddi bir geri çekilme ve hüsranı beraberinde getirmişti. Bunun bir sonucu olarak, Soğuk Savaş döneminde oldukça aktif bir profil sergilediği Ortadoğu’dan da geri çekilmiş, özellikle NATO ve ABD karşısında tamamen içine kapanık bir görüntüye bürünmüştü. Bazı uzmanlar, bu geri çekilmenin Moskova’ya süper güç niteliğini tamamıyla kaybettirdiğini ileri sürdü.[16] Ancak, Putin’in göreve geldiği 2000’li yıllarla başlayan süreçte, bilhassa bölgeye Arap Baharı sürecindeki dış müdahaleler döneminde, İran ve Suriye özelinde, Moskova Ortadoğu’ya güçlü bir şekilde müdahil oldu, hem de kimsenin ihtimal vermediği şekilde agresif bir askeri stratejiyle. Bu aktif müdahale politikası, Rusya’yı tam da Soğuk Savaş’ın sonunda düştüğü yerden, Ortadoğu’dan, tekrar süper güç satrancına dâhil etti.
Putin’in bir dönem çok yakınında bulunan danışmanı Andrey Illarionov, Putin’in Batı’yla ilişkilerinde dönüm noktasının 2003’te Irak’ın ABD tarafından istilası olduğunu ve Bush’u vazgeçirmeye çalışmasına rağmen sözünün dinlenmediği hissine kapıldığını; sonra, “Aslında, tekrar yerimizi almamıza kim engel olabilir ki?” diye düşünmeye başladığını dile getiriyor.[17]
Putin’in SSCB’nin dağılması sonrasında uluslararası siyasete bakış tarzının ve ülkesini tekrar süper güç sahnesine çıkarmak istemesinin ayak sesleri belki de, 10 Şubat 2007’deki 43. Münih Güvenlik Konferansı sırasında açıkça dile getirdiği şu sözlerde saklıydı: “Tek kutuplu dünyanın sadece kabul edilemez değil, düpedüz imkânsız olduğunu düşünüyorum. Tek bir efendinin, tek bir hükümranın dünyasıdır bu.” Nitekim bu sözün ardından gelen on yıl içinde; Gürcistan’a askeri müdahalede bulunularak Tiflis’e ve saldırı halinde arkasında olacağı düşünülen ABD-NATO’ya sert bir cevap verildi; 2014’te Ukrayna’nın doğu bölgeleri askeri olarak istikrarsızlaştırılıp Kiev’den koparıldı, ardından Kırım bir oldubittiye getirilip işgal ve ilhak edildi; son olarak 2015 Eylül ayında Suriye’ye de doğrudan askeri müdahalede bulunularak ABD başta olmak üzere, tüm taraflara ciddi bir gözdağı verildi. Uluslararası çevrelerde ise, Putin’in bir sonraki hamlesinin nereye olabileceğine dair tahminler yapılmaya başlandı artık.[18]
Putin’in dış politikadaki hareket tarzıyla ilgili olarak, İsrail istihbarat kurumu Nativ’in eski Başkanı Yakov Kedmi’nin şu sözleri Kremlin’in kudretli adamının karakterine dair fikir verici nitelikte: “Putin konuşmaz, Putin iş yapar. Örneğin Kırım konusunda. Suriye’ye askeri çıkarma yapmadan önce de Rusya herhangi bir açıklama yapmadı. ABD ve İngiltere ise konuşuyor, Rusya da işini yapıyor. Onlar konuştukça Rusya işini yapacak...”[19]
 Dışarıdan bakınca, antidemokratik olarak görünen yurt içi ve yurt dışındaki bu tür siyasi adımlar, Rus kamuoyundan büyük oranda destek bulmaktadır. Yönetim ve medya kanalıyla sürekli olarak tekrarlanan ‘dış düşman, yabancı parmağı, Rusya’ya karşı küresel oyunlar’ gibi söylemler de içeride milliyetçi-muhafazakâr değerler etrafında konsolidasyona ve Putin’in siyasal gücüne büyük ölçüde katkı sağlamaktadır. Putin’in popülaritesi ülkede belki de hiç olmadığı kadar yüksek bir seviyeye ulaşmış bulunuyor. Rusya uzmanları, ülkede birbirine ters gibi görünen ve anlaşılması zor olan Rusya’ya has gerçeklikleri anlatmak için 19. yüzyıl Rus Şairi Fyodor Tyutçev’in şu meşhur dörtlüğünü tekrarlarlar: "Rusya akılla kavranmaz / arşınla ölçülmez / kendine hastır / Rusya'ya sadece iman edilir." Rusya’ya has bu durumu ve ‘Rus ruhu’ denilen bilinmezin bileşenlerini daha da somutlaştırma sadedinde, Gregory Feifer’ın Ruslar: Gücün Arkasındaki İnsanlar başlıklı kitabının alt bölüm başlıklarını burada zikretmek yeterli olacaktır: Saklı Rusya, Aşırılık, Yoksulluk, İçki Alışkanlığı, Yakın Arkadaşlar, Aile Düzeni, Tembellik ve Yetersizlik, Avangard, Soğuk ve Ceza, Klan Kuralları, Tantana ve Süslü Sözler, Ertelenmiş Gelecek.[20]
 
[1] 18. yüzyılın büyük reformcusu I. Petro (Osmanlıların tabiriyle ‘Deli Petro’) tarafından kurulan ve onun ismiyle anılan Petersburg, kuruluş amacına uygun şekilde, Rusya’nın bugün de en ‘Avrupalı’ şehridir. I. Petro döneminden 1917 Devrimine kadar Rus Devletinin başkenti olan şehir, devrimin devirdiği tüm değerleri simgeler şekilde, isim değişikliğine uğramış ve Çar Petro’nun adıyla anılmak yerine, artık Devrimin Önderi Lenin’in adıyla anılmaya başlanmıştı. SSCB’nin yıkıldığı 1990’ların başında, diğer pek çok şehir gibi St. Petersburg da eski adını tekrar aldı.
 
[2] Thomas Streissguth (2005), Biography: Vladimir Putin, Minneapolis: Lerner Publications, ss. 11-17
“Putin Pays Respects to Brother, Victims of Leningrad Siege”, 27 Ocak 2014, https://sputniknews.com/russia/20140127186958249-Putin-Pays-Respects-to-Brother-Victims-of-Leningrad-Siege--/
 
[3] First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President [Vladimir Putin, Nataliya Gevorkyan, Natalya Timakova, Andrei Kolesnikov], (2000), New York: Public Affairs, ss. 22-41
 
[4] Alexander Winning, “Vladimir Putin says no plans to remarry after separating from wife”, 7 Haziran 2013, https://www.theguardian.com/world/2013/jun/07/vladimir-putin-separating-wife-lyudmila
 
[5] Richard Sakwa (2008), Putin: Russia’s Choice, 2nd Edition, London: Routledge, ss. 9-10
Mary Elise Sarotte, “Putin’s view of power was formed watching East Germany collapse”, 1 Ekim 2014, https://www.theguardian.com/commentisfree/2014/oct/01/putin-power-east-germany-russia-kgb-dresden
 
[6] Isabelle Mandraud, “Putin’i Putin yapan şehirler (2): Putin ve Saint­ Petersburg “çetesi”, 28 Mart 2018, http://medyascope.tv/2018/03/28/putini-putin-yapan-sehirler-2-putin-ve-saint%C2%AD-petersburg-cetesi/
 
[7] Putin’in, zor zamanlarında kendisine büyük destek veren Sobçak’la ilişkileri her zaman iyi oldu; karşı karşıya kaldığı yolsuzluk suçlamaları nedeniyle zor durumda kalan Sobçak’ın örtülü bir operasyonla 1997 Kasım ayında önce Finlandiya ardından da Fransa’ya kaçırılması sürecini o dönem Kremlin’de güçlü konumda bulunan Putin organize etti. 2000 yılının başında, Putin’in vekâleten devlet başkanlığını yürüttüğü dönemde ülkesine geri dönebilen Sobçak kısa bir süre sonra da kalp krizi geçirerek öldü. Destekçisi, bir dönem patronu ve her dönem hâmisi olan Sobçak’a karşı büyük vefa gösteren Putin, Sobçak’ın kızı, liberal görüşlü gazeteci Ksenia Sobçak’ın, muhalif saflarda yer almasına rağmen 2018 seçimlerinde kendisine karşı aday olup yarışmasına izin verdi.
 
[8] “Söyleşi - Bir Diplomasi Muhabirinin Notları: Cenk Başlamış İle Rusya Üzerine”, 9 Temmuz 2016, https://m.bianet.org/biamag/kitap/176557-bir-diplomasi-muhabirinin-notlari-cenk-baslamis-ile-rusya-uzerine
 
[9] Bu saldırıların esasen Çeçenler tarafından yapılmadığı, kamuoyunu savaşa hazırlamak isteyen Rus Devleti’nin bu saldırıları ‘tezgâhladığı’ ve başarısız olunan ilk savaşın ardından Çeçenistan’ın istilası için halkı ikna aracı olarak kullanıldığına dair yorumlara, hem Rus hem uluslararası kamuoyunda sıklıkla rastlanmaktaydı. Bu iddiaları soruşturan iki önemli araştırmacı, gazeteci Anna Politkovskaya ve eski KGB ajanı Alexander Litvinenko ise 2006’da öldürüldü.
 
[10] Yaşar Onay (2008), Batı'ya Direnen Devlet Rusya, İstanbul: Yeniyüzyıl Yayınları, ss. 268-272
Michael Crowley, “Putin’s revenge”, 16 Aralık 2016, https://www.politico.eu/article/vladimir-putin-cold-war-revenge-russia-united-states/
Masha Gessen, “Crimea Is Putin’s Revenge”, 21 Mart 2014, http://www.slate.com/articles/news_and_politics/foreigners/2014/03/putin_s_crimea_revenge_ever_since_the_u_s_bombed_kosovo_in_1999_putin_has.html
 
[11] Isabelle Mandraud, “Putin’i Putin yapan şehirler (3): Putin Moskova’da”, 28 Mart 2018, http://medyascope.tv/2018/03/31/putini-putin-yapan-sehirler-3-putin-moskovada/
 
[12] Boris Kagarlitsky (2002), Russia Under Yeltsin and Putin: Neo-Liberal Autocracy, London: Pluto Books, s. 265
 
[13] Sakwa (2008), Russia… ss. 186-214
Pamela Engel, “How Vladimir Putin became one of the most feared leaders in the World”, 14 Şubat 2017, http://www.businessinsider.com/how-vladimir-putin-rose-to-power-2017-2
Conor Sweeney, “Putin-style democracy rules in Russia”, 21 Kasım 2007, https://www.reuters.com/article/us-russia-politics-democracy/putin-style-democracy-rules-in-russia-idUSL2160023120071121
 
[14] Angus Roxburgh (2012), The Strongman: Vladimir Putin and the Struggle for Russia, New York: I.B. Tauris, ss. 57-84
Kagarlitsky (2002), Russia…, ss. 277-279
 
[15] David Hoffman, “Yeltsin's Immunity Upheld by Duma Vote”, 30 Mart 2000, http://www.washingtonpost.com/wp-srv/WPcap/2000-03/30/090r-033000-idx.html
 
[16] Dmitri Trenin, “Russia in the Middle East: Moscow’s Objectives, Priorities, and Policy Drivers”, 5 Nisan 2016, http://carnegie.ru/2016/04/05/russia-in-middle-east-moscow-s-objectives-priorities-and-policy-drivers-pub-63244
 
[17] Isabelle Mandraud , “Putin’i Putin yapan şehirler (4): Soçi, “Putin World”, 28 Mart 2018,
http://medyascope.tv/2018/04/07/putini-putin-yapan-sehirler-4-soci-putin-world/
 
[18] Pavel K. Baev, “Where Will Putin Strike Next? Ukraine? Georgia? Belarus?”, 16 Mart 2017, http://www.newsweek.com/where-will-putin-strike-next-ukraine-georgia-belarus-568444
 
[19] “Putin konuşmaz, Putin iş yapar", 14 Nisan 2018, https://odatv.com/putin-konusmaz-putin-is-yapar-14041849.html
 
[20] Gregory Feifer (2015), Ruslar: Gücün Arkasındaki İnsanlar, İstanbul: Yarın Yayınları