blog

MODERN DÖNEM ŞİİLİĞİN EN KUDRETLİ LİDERİ: AYETULLAH ALİ HAMANEİ

BİYOGRAFİ SERİSİ – 2


Modern Dönem Şiiliğin En Kudretli Lideri: AYETULLAH ALİ HAMANEİ
Ali İrfan Çambaşı
 
1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi’nden sonra, ülkeyi (ve geniş anlamda Şii dünyayı) sadece iki lider yönetti: Devrim’in önderi, karizmatik Ayetullah Ruhullah Humeyni ve onun kadar karizmatik olmasa da güçlü liderliğiyle Ayetullah Ali Hamanei. Politik tutumu ve kararlarıyla, sadece İran için değil, Ortadoğu’daki gelişmeler ve uluslararası dengeler açısından da en önemli ve belirleyici aktörlerden biri olan Hamanei’n daha yakından mercek altına alınması faydalı olacaktır.
Meşhed’den Kum’a ve Tahran’a Bir Devrimcinin Mücadelesi
Ali Hamanei, 1939 Temmuz’unda, on iki imam Şiiliğinin 8. İmamı olarak kabul edilen İmam Ali er-Rıza’nın türbesinin bulunduğu, mukaddes kabul edilen (İran’ın kuzey doğusunda, tarihi Horasan’daki) Meşhed’de dünyaya geldi. Şehrin önemli din âlimlerinden biri olarak kabul edilen babası Hüccetülislam Seyyid Cevad Hamanei, aslen Tebriz Türklerinden olup, Irak’ın dini eğitim merkezi Necef’te dünyaya gelmişti. Ali Hamanei’n iki erkek kardeşi de kendisi gibi din adamıdır, annesi ise Yezd şehrinden ve Fars asıllıdır. Şii geleneğinde Hz. Peygamber’in soyundan gelenlerin taktığı siyah sarık[1] takan Hamanei’n tam adı ‘Seyyid Ali Hüseyni-Hamanei’dir. Ailece, şehrin fakir bir mahallesindeki küçük bir evde oturdular. İlk dini eğitimini, önemli bir dini merkez olan Meşhed’de babası ve diğer yerel din adamlarından aldı. 1957’de kutsal mekânları ziyaret ve ileri düzey eğitim için Necef’e gittiyse de, resmi biyografisine göre, babasının isteğiyle bir yıl sonra ülkesine geri döndü ve Kum’da eğitimine devam etti. 1964’te Hoceste Bagerzade ile evlenen Hamanei’n bu evlilikten beş çocuğu oldu. Çocukları arasında en bilineni, eski Meclis Başkanlarından GulamAli Haddad Adil’in kızıyla evli olan ve siyasi tartışmaların da zaman zaman odağında yer alan Mücteba Hamanei.[2]
Annesinden dolayı Farsça, babasından dolayı Türkçe konuşan Hamanei, Arapçayı da fikrî eserleri tercüme edecek kadar iyi bilir. Farsçaya çevirdiği Arapça eserler arasında, Seyyid Kutub’un “İslam’ın Hâkimiyetinde Gelecek ve Batı Medeniyetine Karşı Savunma” kitaplarıyla, Nemri Mesri’nin “Hindistan Kurtuluş Mücadelesinde Müslümanların Rolü” başlıklı kitapları da bulunmaktadır. Ayrıca farklı zamanlardaki sohbetlerinde, roman okumayı sevdiğini, Rus yazarlar Tolstoy ve Şolohov’un yanı sıra, Balzac ve Zevaco’yu da okuduğunu, ancak Victor Hugo’nun Sefiller’ini roman türünün zirvesi saydığını ve çok önem verdiğini belirtir. Ayrıca İran’ın devrimci figürleri Ali Şeriati ve Celal Al-i Ahmed’i de gençliğinde yakından takip etmiş ve düşüncelerinden etkilenmiş, Şeriati’nin Meşhed’deki taziye ve anmasında bulunmuştur. Şiire özel bir merakı olup, Emin mahlasıyla kendisi de şiir yazar, şair dostlarıyla sık sık bir araya gelerek şiir sohbetleri yapmayı sevdiği kaydedilir.[3]
Hamanei, 1958–64 yılları arasında Kum’da, dönemin büyük uleması Burucerdi, Murteza Hairi, Hüseyin Tabatabai gibi isimlerden ders aldı. 1964’te Şah karşıtı başkaldırıdan dolayı yurt dışına sürgüne gönderilene kadar Kum’un en önemli din adamları arasında yer alan Ayetullah Humeyni’nin de öğrencisi oldu, sonradan halefi olacağı hocasıyla tanışması 1960’ların başına kadar gider. Pehlevi döneminin baskıcı atmosferinde, Kum’daki çoğu din adamı ve ilahiyat öğrencisi gibi, Hamanei de bu dönemde yoğun şekilde siyasi faaliyetlerin içerisinde yer alır.
Yönetim karşıtı bu faaliyetlerinden ve cami kürsülerinden yaptığı muhalefetten dolayı 1979’daki Devrime kadar yedi kez gözaltına alınır, ülke içindeki farklı hapishanelere gönderilir, zaman zaman işkencelere tabi tutulur. İlk tutukluluk ve işkence tecrübesini, 1963’te henüz 24 yaşındayken yaşar. Son olarak 1975’te, ders verdiği Meşhed’de dönemin istihbarat şebekesi Savak tarafından gözaltına alınır ve işkence görür. 1977’de ise yeniden tutuklanır, bu sefer ülkenin güney doğusundaki İranşehr’e üç yıllığına sürgüne gönderilir. 1978 ortalarında İran’da iyice yaygınlaşıp zemin kazanan rejim karşıtı atmosferde sürgünden kaçarak Meşhed’e döner. 1979 Şubat ayında Paris’teki sürgün hayatından muzaffer şekilde Tahran’a dönen hocası ve üstadı Humeyni’nin yanında yer almak üzere o da Tahran’a geçer.[4]
Humeyni’nin Paris sürgünü sırasında kurulan ve İran içindeki devrimci faaliyetleri organize eden Devrim Konseyi’nin Ayetullah Murtaza Mutahhari, Ayetullah Hüseyin Beheşti, Ayetullah Musevi Erdebili, Ayetullah Mehdevi Keni, Cevad Bahoner ve Hüccetülislam Haşimi Rafsancani gibi meşhur üyelerinin yanı sıra, Hüccetülislam Hamanei de bu konseyin çekirdek kadrosundaydı. 1979’da, sonradan diğer tüm fraksiyonları demokratik görünümlü süreçlerle tasfiye edecek olan İslam Cumhuriyeti Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1980’de Savunma Bakan Yardımcısı oldu; aynı yıl iç-dış güvenlik yapılanmasının omurgası olarak kurulan Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) sorumluluğuna, prestijli bir konum olan Tahran Cuma İmamlığına getirildi ve yeni kurulan parlamentoda Tahran Milletvekili olarak seçildi. 1981’de bu görevlerine ilaveten, Yüksek Güvenlik Konseyi’nde Humeyni’nin temsilcisi olarak atandı. Kanlı bir suikastla öldürülen Muhammed Ali Recai’nin yerine, 1981’de Devrim’in üçüncü Cumhurbaşkanı olarak seçildi, 1985’teki seçimleri de kazanarak 1989’a kadar görevde kaldı. Bu dönemde 1981 Haziran ayında, Tahran’daki Ebuzer Camii’nde, devrime katılan gruplardan olup sonradan tasfiye edilmeye çalışılan Halkın Mücahitleri örgütünün silahlı saldırısı sonrasında ağır yaralandı (bu saldırı sonucu, sağ eli fonksiyonunu tamamen kaybetti).
Kritik Bir Yıl Olarak 1989 ve Liderlik Makamına Geçiş
Devrime giden yolda milliyetçi, solcu, komünist vb tüm gruplarla ittifak halinde Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi deviren, sonrasında ise çeşitli iç ve dış gelişmelerin etkisini kullanarak tüm bu çok sesli yol arkadaşlarını tasfiye eden Humeyni, İslam Cumhuriyeti’nin ilanı sonrasında kabul edilen Anayasayla resmen ‘İnkılap Rehberi’ oldu. Türkçeye yanlış olarak ‘Dini Lider’ şeklinde tercüme edilen bu anayasal kavram, sadece din değil; güvenlikten istihbarata, askeri kurumlardan kültürel yapılara, dış politikadan içerideki seçim süreçlerine kadar her alanda son sözü söyleyen bir kudreti ifade eder.
Lider, bu yetkisine dayanarak; Devrim Muhafızları Ordusu’nun, Nizami Ordu’nun ve Emniyet Güçleri’nin tüm komuta kademesini, tüm adli işlemleri kontrol eden Yargı Erki’nin başkanını, resmi radyo-TV kurumunun başkanını doğrudan atar. Cumhurbaşkanlığı, Meclis, mahalli seçimlere girecek adayları belirleyen Anayasayı Koruma Konseyi üyelerini doğrudan ve dolaylı olarak atar. Kabine üzerinde veto yetkisiyle doğrudan söz sahibidir. Bu yetkilerini kullanan Lider, ‘sistemin selameti için’ istemediği adayların seçimlerde yarışmasını engelleyebilir; nitekim Rafsancani, Hatemi, Musevi, Ahmedinejad gibi geçmişte çok önemli görevler yapmış rejimin kudretli isimlerinin bile adaylıkları reddedilmişti. Özetle, ‘Kayıp İmam’ dönene kadar, onun adına ‘ümmeti’ yönettiğine inanılan Lider (veliyyi fakih), ülkede istisnasız her konuda son sözü söyleyen belirleyici konumdadır.
Ancak, İranlı din adamları ve yetkililer bu kadar merkezileşmiş bir kudretin ‘diktatörlük, tek adamlık’ olmadığı kanaatine sahiptir, zira Lider’in dini meşruiyeti ve yanılmazlığı (epey dolambaçlı bir takım formüllerle) aynı zamanda dini bir doktrindir.[5] Bu kanaatin bir sonucu olarak, örneğin 2009’daki tartışmalı seçimlerin ardından başlayan protestoların tam ortasında, 26 Haziran 2009’daki Cuma Namazı hutbesinde, oldukça etkili bir resmi konumdaki Tahran Cuma İmamı Ahmed Hatemi, ‘Lider’in Kayıp İmam’ın vekili olduğunu, bu yüzden Lider’e karşı çıkmanın cezai müeyyideyi gerektirdiğini’ söyleyip, bu hükme dayanarak muhalefetin liderlerini (Yeşil Hareket) Cuma namazı sırasında infaz etmekle tehdit edebilmişti.[6]
Geçmiş dönemin Şii teolojisinde zayıf ve solgun renkte izleri bulunan velayet-i fakih teorisini, Şah karşıtı siyasi mücadelesinin merkezine koyup politize eden Humeyni, iktidara geldikten sonra Liderliğin yetki alanını daha da genişletmiş, ancak karizmatik kişiliği (ve elbette devlet gücü) sayesinde ülkeyi 10 yıl idare edebilmişti. Ancak 1989’daki ölümünün ardından, bu kudretli makama kimin geçeceği konusunda, iktidardaki küçük bir azınlık arasında büyük tartışma yaşandı. Önce, Anayasaya uygun olarak bir ‘liderlik şurası’ kurulması önerildi, ama yeni Lideri seçmeye yetkili olan 86 üyeli Uzmanlar Konseyi’nde (Meclis-i Hobregan) bu öneriye destek, çeşitli sebeplerle düşük kaldı.
Bu noktada devreye giren, toplantıya başkanlık etmekte olan Haşimi Rafsancani, Humeyni’nin kendisinden sonrası için Hamanei’i işaret ettiğini söyleyerek kendisine destek istedi. Konseyin daha yaşlı ve içtihat ehliyeti bakımından üst pozisyonda olan üyeleri, Hamanei’n sadece bir Hüccetülislam olduğunu, taklid-merceiyyet makamında[7] olmadığını söyleyerek buna karşı çıktı. Ancak Hamanei’n bu oturuma Cumhurbaşkanı sıfatıyla katılması, geçmiş siyasi mücadelesi, Humeyni’nin en yakın çevresinde yer alması, suikasta uğrayarak bedel ödemesi, yaşının genç oluşu (o sırada 50 yaşında) ve nihayetinde siyasi aklı herkesçe kabul edilen Rafsancani’nin aktif müdahalesi sonucu, 74 üyenin 60’ının tasvibiyle yeni lider olarak seçildi. Aynı oylamada rakibi olan 90 yaşındaki Büyük Ayetullah Muhammed Rıza Gulpayegani ise 14 oy alabildi. Başlangıçta bir yıllığına ve vekâleten bu göreve seçilen Hamanei, daha sonraki güç dengelerinin de yardımıyla bu görevindeki 29 yılını doldurmak üzere.[8] Hamanei’n başlangıçta sorun oluşturan yetersiz dini ehliyeti de (bizzat kendisi oturum sırasında, bu görev için yetersiz olduğunu ve Hüccetülislam mertebesinde bulunduğunu söyledi) sonradan bir şekilde ‘tamamlandı’ ve Ayetullah unvanı artık neredeyse tartışmasız olarak kabul ediliyor.
Hamanei Liderlik makamına geçince, seçim sırasında en büyük destekçisi Haşimi Rafsancani de ondan boşalan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu (1989–1997). Ancak, pragmatik yapısı ve dışa açıklığıyla bilinen Rafsancani ile Hamanei’n ilişkisi, uzun ve yorucu savaştan (1980–88 Irak Savaşı) sonra ülkenin yeniden yapılandırılması ve ekonomik reformlar konusunda görüş ayrılıklarının gölgesinde kaldı. Rafsancani’nin ardından bu koltuğa oturan Reformcu Muhammed Hatemi döneminde ise özellikle muhaliflere baskılar, suikast ve işkence iddialarından dolayı seçilmiş hükümetle, Lider ve çevresi arasında ciddi sorunlar yaşandı. Bu ikiliği aşmak için, 2005’te yapılan seçimlerde, Devrimin kurucu kadrosundan olmayan ve halkın içinden gelen, ultra-muhafazakâr görüşlere sahip, ancak pek kimsenin tanımadığı ve Rafsancani’nin adaylığı karşısında ihtimal vermediği Mahmud Ahmedinejad seçildi. Bilhassa 2009 seçimlerinde Hamanei-Ahmedinejad ittifakı, hileli seçim iddialarında bulunan ve sonuçları tanımayan reformcu muhalefeti kanlı şekilde bastırınca, hem Lider’in politik fraksiyonlar arasındaki tarafsız konumu yara aldı hem de toplum aşırı şekilde kutuplaştı. Ancak bu sefer de 2009’dan itibaren daha bağımsız hareket etmek isteyen Ahmedinejad’la Lider’in arası açıldı ve görevden alınma tehditleri arasında 2013 seçimlerine güçlükle gelinebildi. 2013 ve ardından 2017 seçimlerini ise Rafsancani’ye yakınlığıyla tanınan Hasan Ruhani, küskün reformcuların da desteğiyle kazandı.[9]
Yukarıda değinilen velayet-i fakih sisteminin yapısal problemi olarak, ‘Allah tarafından seçilmiş İmam’ın Vekili’ konumundaki Lider ile halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı arasında her dört örnekte de ciddi sorunlar yaşandığı görülüyor. Humeyni’nin karizmatik liderliği döneminde Cumhurbaşkanlığı yapan Hamanei açısından bu durum problem oluşturmamıştı. Ancak Devrimin ilk Cumhurbaşkanı seküler ve ılımlı Ebulhasan Beni Sadr ve milliyetçi Başbakan Mehdi Bazergan benzer sorunlardan dolayı görevlerinden el çektirilmişti (Beni Sadr halen Fransa’da sürgünde, Bazergan ise küstürüldükten sonra yurtdışında öldü). Bu yapısal problem, temel olarak seçimle gelen ve yürütmenin başı olarak görünen Cumhurbaşkanının, Lider’in baskın ve güçlü karakterinin yansıra her şeyi doğrudan ve dolaylı olarak kontrol etmesi nedeniyle, fiilen aslında oldukça sembolik ve protokoler düzeyde kalmasından kaynaklanıyor. Yani, halk tarafından seçilenler sorumlu ama ciddi herhangi bir yetkileri yok; Lider ise her türlü konuda son karar mercii, ancak sadece Allah’a hesap veriyor.
Hamanei’n ‘diktatörlük olmayan bu tek adam yönetiminin’ altyapısını hazırlayan ve gücünü zaman içinde giderek konsolide etmesini sağlayan en önemli etkenler şu şekilde sıralanabilir: 1) Her türlü dini, bürokratik, askeri vb mekanizmaları doğrudan kontrol etmesini sağlayan, ‘Lider’in Temsilcisi’ sıfatı taşıyan ‘Komiserler’in varlığı. 2) Önce dünürü Haddad Adil, sonra kendisine sadık Ali Laricani’nin başkanlık ettiği, Muhafazakâr ağırlıklı güçsüz Meclis yapısı. 3) Komuta kademesini doğrudan atadığı ve ülkede ekonomik, siyasi gücü tekelinde tutan Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) giderek artan ve önlenemeyen etkinliği. 4) Bilhassa Reformcu yönetim döneminde hayal kırıklığına uğrayan, gelecekle ilgili ümitlerini kaybetmiş ve hızla apolitikleşen büyük gençlik ve halk yığınları.[10] 5) Sürekli bir dış düşman ve yaptırım tehditleri altında içeride giderek artan baskı. 6) Anayasayı Koruyucular Konseyi kanalıyla, seçimlere katılacak adayların ve seçim sonuçlarının doğrudan denetim altında tutulması. 7) Çeşitli muhafazakâr fraksiyonların yanı sıra, reformcu ve ılımlı gruplar arasında denge kurarak konjonktürel ittifaklara gidebilmesi (bu politika 2009’da yara almıştı, ancak 2013 ve 2017 seçimlerinde tekrar işlerlik kazandı).
19. yüzyılın Britanyalı siyasetçilerinden Lord John Dallberg-Acton, “Güç yozlaşma doğurur; mutlak güç, mutlak yozlaşma demektir” diyerek çağları aşan bir ilkeyi kristalize etmişti. İran’da dini meşruiyet kılıfı altında sunulan mutlak gücün yozlaşma doğurması da hiç şaşırtıcı değil. Reuters’in 2013’te altı aylık araştırma sonrası hazırladığını duyurduğu bir rapora göre; direkt olarak Hamanei’e bağlı olan Setad adlı kurumun, Devrim sırasında/sonrasında ülkeden kaçan vatandaşların gayrimenkullerine el koyarak toplamda 95 milyar dolarlık mal varlığına ulaştığı kaydedildi. İranlı muhaliflerin iddialarına göre; Hamanei’n bilinen şahsi serveti 30 milyar dolar, ailesinin ise 6 milyar dolar civarında. At meraklısı olan Lider’in toplam 40 milyon dolarlık 100 kadar atı, bunları barındırdığı özel çiftlikleri, gezdiği uzak yerlere atları taşımak için kullanılan bir A330 uçağı ile kısa mesafeler için üç adet tırı bulunuyor. Ayrıca pipo ve bastonlara özel ilgisi olan Hamanei’n, 2 milyon dolarlık pipo ve 1,2 milyon dolarlık baston koleksiyonu olduğu; kişisel seyahatleri için bir Airbus, çocukları için iki Boeing 707, yakınları için beş Falcon uçak ve beş helikopterin kullanımda olduğu iddia ediliyor.[11]
Hamanei’in Politik Tutumu ve Fikri Biyografisi
Hamanei’in fikir dünyası ve siyasi duruşunun şekillendiği döneme baktığımızda, birkaç kritik husus dikkati çeker. Öncelikle, Hamanei dindar ve inançlı bir Şii olarak, tarihte çoğunlukla ezilen ve ötekileştirilen bir topluluğa mensuptur. Yaşadığı dünyayı algılayışında Şiiliğin özündeki acı, mücadele, mazlumiyet, şehitlik, intikam hislerinin etkisi yadsınamaz. Nitekim 8 yıllık İran-Irak Savaşı’nda, Devrimi ezmek isteyen Irak ve arkasındaki güçlerin saldırılarında bu hisleri tekrar tekrar yaşadığı kuşkusuzdur. İkinci olarak, Pehlevi Hanedanının başta din adamları sınıfı olmak üzere ülkedeki pek çok kesime zulmettiği, fakir kesimlerin iyice yıprandığı bir devirde rejimle mücadele içinde yaşadı. Dini ve kültürel değerlere yapılan saldırılara devrimle karşılık verdiklerinde, eski laik-seküler döneme ve işkencecilerine nefretle yaklaşması bu açıdan anlaşılabilir bir tepkidir. Üçüncü olarak, Hamanei bir Soğuk Savaş dönemi çocuğudur, bu nedenle düşünce dünyası çatışmacı bir iklimde şekillendi, Doğu-Batı gerilimi ve ABD’nin Ortadoğu’ya açıkça müdahalelerde bulunduğu bir devirde yaşadı. İngiltere ve ABD’nin 1953’te İran’ın milliyetçi Başbakanı Musaddık’ı devirdiği darbeyi ve monarşiye şartsız desteğini de göz önünde bulundurunca, bu dönemde yükselen üçüncü dünya milliyetçiliğinin Hamanei de çok yakından etkilediğine kuşku yoktur. Ancak Batı’ya karşı takındığı anti-emperyalist duruşu, ülkesini 19 ve 20. yüzyıllarda pek çok kez işgal etmiş olan Rusya’ya karşı takınmamış olması, salt konjonktürel ittifakla açıklanması zor bir çelişkidir.
İngiltere-ABD karşıtı anti-emperyalist tutum, Hamanei’n düşünce dünyasının ve politik duruşunun en önemli yapıtaşlarından biridir. Mısır’ın devrimci düşünürlerinden olup Nasır tarafından idam edilen, modern Selefi hareketlerin ve Müslüman Kardeşler’in ideologlarından Seyyid Kutub’un ‘cahiliye dünyası, Dar’ül-İslam/Dar’ül-Harb’ ayrımı, İslam Devleti’nin kurulması zorunluluğu gibi devrimci görüşlerinin, kitaplarının bir kısmını Farsçaya çeviren Hamanei’yi etkilediği; bu çatışmacı retoriğin içinde İslam’ı da dayanak noktası olarak kullanma fikrinin, Humeyni’yle birlikte Kutub’dan da izler taşıdığı kuşkusuzdur. Devrim sonrası Tahran’daki ABD Sefaretinin (İranlılara göre ‘casus yuvası’) basılıp diplomatların uzun bir dönem rehin tutulması hadisesinde, bu çatışmacı tutum ve geçmişten gelen nefretin etkileri net biçimde görülür. Ayrıca, 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak’ı işgal eden ABD’yle görüşmeler yürütülürken, Arap Baharı sürecinde Ortadoğu ve Suriye’ye dair ikili ve çok tarafı müzakerelerde, nükleer programa ilişkin görüşmelerde hep, ABD’ye derin bir güvensizlik duyan psikoloji ve öfkenin izleri takip edilebilir. Nitekim Hamanei'n, farklı dönemlerdeki konuşmalarında bu hususların ve güvensizliğin açıkça dile getirildiği görülür.[12]
Devrim liderlerinin ABD’ye duyduğu bu güvensizliğin iç siyasi ve toplumsal gelişmelere doğrudan yansıması da, İran halkı için ayrı bir talihsizliktir. Humeyni döneminde, Devrime omuz veren çeşitli fraksiyonlar (hatta Devrimin ilk Cumhurbaşkanı ve Başbakanı bile) tasfiye edilirken, ‘dış tehdit, düşmanların bu gruplar üzerinden karşı-devrim yapma tehlikesi’ sopa ve sindirme aracı olarak kullanılmıştı. Benzer şekilde 2009’daki tartışmalı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, oylarının çalındığı iddiasıyla sokaklara dökülen reformcu muhalefeti suçlayan Hamanei de, selefi ve hocasının Devrim’den hemen sonra yaptığı gibi, dış düşmanları suçlayacak ve “ABD’nin ülkemizde Turuncu Devrim yapmasına izin vermeyeceğiz, SSCB’yi buna benzer oyunlarla yıkmışlardı, ama biz SSCB değiliz, buna karşı duracağız” diyerek, gösterileri kanlı bir şekilde bastıracaktı. Hamanei, Suriye’de yüz binlerce insanın öldüğü, milyonlarcasının da ülkeyi terk ettiği olayları da aynı mercekten görerek, ‘direniş ekseni’ dediği bölgedeki ülke/grupların kanlı mücadelesine aktif destek verdi, Suriye’den sonra sıranın İran’a geleceğini söyleyerek halkını motive etmeye çalıştı.
Her üç süreçte de, başta ABD, İsrail, Suudi Arabistan olmak üzere yabancı ülkelerin, İran liderliğinin bu tutumunu haklı çıkaracak şekildeki düşüncesizce açıklamaları ve yaptırım tehditleri de sürecin gidişatına olumsuz etkide bulundu. Benzer şekilde, Libya ve Irak örneklerinde, nükleer kapasitelerini durduran/yok eden ülkelerin dahi bombardımana ve işgale uğraması da, Hamanei’in Batı’yla ilişkilerinde güvensizliğini besleyen ve geri adım atmasını engelleyen bir başka faktör oldu.[13]
 Hamanei Sonrası Senaryolar
Birkaç ay sonra 80 yaşına girecek olan Hamanei’in, prostat kanseri olduğu ve yaşlılıktan kaynaklanan sıkıntılarla birlikte, zaman zaman bu rahatsızlığının kendisini zorladığı biliniyor. Bu şartlarda, Hamanei’den sonra Liderlik makamına kimin geçeceği sorusu, İran’da sessizce, uluslararası çevrelerde ise açıkça konuşulan bir mesele haline geldi. Her ne kadar yaklaşık 10 yıldır bu yönde projeksiyonlar yapılmaktaysa da, zaman geçtikçe ölüm ihtimali artıyor ve halefiyet sorunu daha da önem kazanıyor. Hamanei sonrası, sistemin tamamen yıkılıp yeni bir Lider’e ihtiyaç kalmaması ihtimali düşük olmakla birlikte, tek bir şahsiyet veya müçtehitlerden oluşacak bir Liderlik Konseyinin boşluğu doldurması bekleniyor. Bu noktada, Ayetullah Mahmud Haşimi Şahrudi (70), Ayetullah Sadık Laricani (58), Hasan Ruhani (70) gibi isimler telaffuz ediliyor; Ayetullah Misbah Yezdi (83) ve Ahmed Cenneti’ye (91) ise yaşlarından dolayı pek şans tanınmıyor. Humeyni’nin torunu, Reformcu kanada yakın Hasan Humeyni (45) de bu listede şansı düşük görülen bir isim. Öte yandan, Lider’in oğlu Hüccetülislam Mücteba Hamanei'n (49), DMO üzerindeki kontrolü ve Muhafazakâr siyasetteki etkinliğiyle, yarışta aradan sıyrılması da yabana atılmaması gereken bir ihtimal olarak görülüyor. Liderlik Konseyi’nin de bu isimlerden birkaçının katılımıyla kurulması mümkün, ancak mevcut şartlarda bir kişinin koltuğa oturması daha muhtemel.[14]
Sonuç olarak, Hamanei oldukça zorlu ve mücadele dolu bir geçmişten gelerek, Liderlik makamına yükseldi ve İran’da Şahların dahi sahip olmadığı yetkileri kullanıyor. Ancak, Şahlık döneminde 15 yıllık sürekli bir gözaltı, tutukluluk, işkence, sürgün hayatı yaşayan Hamanei’in Devrim’den sonraki liderliği ve ‘mustazaflara özgürlük’ şiarı altındaki yönetiminde; bu sefer yeni dönemin mağduru geniş kitleler yaratılması, işkence iddialarının ayyuka çıkması, yurt dışında sürgün hayatı yaşayan vatandaşların sayısının milyonlara ulaşması tarihin acı bir ironisi olmanın ötesinde, mustazaf-müstekbir kavramlarının uğradığı baş döndürücü erozyona da ibret verici bir örnek oluşturuyor. Üstelik ülke içindeki bu trajik dönüşümün, Ortadoğu sahnesinde de sergilenmesi; bir dönemin sürekli ezilen ve aşağılanan Şiilerinin, bugün iktidar erki ve silah gücüyle diğer etnik-dini grupları sindirmesinde de Hamanei ve İran liderliğinin doğrudan rolü ve sorumluluğu bulunuyor.
 
[1] Seyyid olmayan din adamları ise beyaz sarık takar ve sayıca çoğunluktadır. Siyah sarıklı (seyyid kökenli) Şii ulemaya örnek olarak; Ayetullah Humeyni’nin yanı sıra, Reformcu kanadın liderlerinden Hüccetülislam Muhammed Hatemi, Irak Şiilerinin Lideri Ayetullah Ali Sistani, Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah verilebilir. Seyyid olmayan beyaz sarıklılar arasında ise; eski Cumhurbaşkanlarından Hüccetülislam Haşimi Rafsancani, mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani zikredilebilir.
 
[2] “Biography of Ayatollah Khamenei - the Leader of the Islamic Revolution”, http://english.khamenei.ir/news/2130/Biography-of-Ayatollah-Khamenei-the-Leader-of-the-Islamic-Revolution (Erişim tarihi: 27 Nisan 2018)
“Portre - Ali Hamanei”, 22 Ekim 2013, http://www.aljazeera.com.tr/portre/portre-ali-Hamanei
“İran: Expat source's information and views on Mojtaba Khamenei, and this source’s pitch for Usg funds”, 4 Şubat 2011, https://www.telegraph.co.uk/news/wikileaks-files/london-wikileaks/8304719/IRAN-EXPAT-SOURCES-INFORMATION-AND-VIEWS-ON-MOJTABA-KHAMENEI-AND-THIS-SOURCES-PITCH-FOR-USG-FUNDS.html
 
[3] Akbar Ganji (2013), Who Is Ali Khamenei? The Worldview of Iran's Supreme Leader, Foreign Affairs, Vol.92, No.5, ss. 24-48
Ali Akbar Velayati, "Ayatollah Ali Khamenei". The Great Islamic Encyclopedia (in Persian), https://www.cgie.org.ir/fa/publication/entryview/16337
 
[4] Yvette Hovsepian-Bearce (2015), The Political Ideology of Ayatollah Khamenei: Out of the Mouth of the Supreme Leader of Iran, New York: Routledge, ss. 25-48
 
[5] “Islamic Republic of Iran Constitution”, http://www.iranonline.com/iran/iran-info/government/constitution.html (Erişim tarihi: 27 Nisan 2018)
 
[6] Muhammad Sahimi, “The Man in the Shadow: Mojtaba Khamenei”, 16 Temmuz 2009, https://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/tehranbureau/2009/07/the-man-in-the-shadow-mojtaba-khamenei.html
 
[7] Şii içtihat geleneğinde, medrese eğitimi alan herhangi bir kişi bir süre sonra en alt basamak olan Sıbgatullah unvanını, eğitime devam ederse bir süre sonra da Hüccetülislam unvanını alır. Bir üst basamak olan Ayetullahlık için ciddi bir eğitim süreci ve birkaç tanınmış Ayetullahın ehliyet onayı gerekir (bir nevi jüri gibi). Bu makamdan sonra Şii takipçilerin taklid mercesi haline gelinir. Daha da kıdem alınıp Ayetullah-ı Uzma (Büyük Ayetullah) olunması yaklaşık 70-75 yaş civarını bulabilmektedir. Günümüzde Ali Sistani, Musevi Erdebili, Mekarim Şirazi, Vahid Horasani gibi 80 yaş üzerinde bulunan din adamları bu seviyede kabul edilir. Hamanei, Ayetullah olarak kabul edilse de, Büyük Ayetullah olarak genellikle kabul görmez, ancak siyasi konumundan dolayı kendisini bu seviyede kabul eden kesimler mevcuttur.
 
[8] Sözkonusu Uzmanlar Meclisi oturumunun son derece ilgi çekici videosu için bknz. “Rafsanjani chose supreme leader in 1989 (with subtitles)”, https://www.youtube.com/watch?v=xq2-_eGlshI (Erişim tarihi: 27 Nisan 2018)
Robert Pear, “Man in the News; Iran's New Supreme Leader; Ali Khamenei”, 5 Haziran 1989, https://www.nytimes.com/1989/06/05/world/man-in-the-news-iran-s-new-supreme-leader-ali-khamenei.html
“Shocking Video Clip From 1989 Shows Khamenei Elected Only For One Year As A Caretaker”, 9 Ocak 2018, https://en.radiofarda.com/a/video-showing-khamenei-election-supreme-leader/28963611.html
 
[9] Daniel Berman, “The education of Ali Khamenei: a political biography of Iran’s Supreme Leader”, 6 Haziran 2013, https://restlessrealist.webflow.io/posts/the-education-of-ali-khamenei-a-political-biography-of-irans-supreme-leader
 
[10] Karim Sajjadpour (2008), Reading Khamenei: The World View of Iran's Most Powerful Leader, Carnegie Papers, ss. 10-11
 
[11] Steve Stecklow, Babak Dehghanpisheh, Yeganeh Torbati, “Exclusive: Reuters investigates business empire of Iran's supreme leader”, 11 Kasım 2013, https://www.reuters.com/article/us-iran-setad-news/exclusive-reuters-investigates-business-empire-of-irans-supreme-leader-idUSBRE9AA0CY20131111
Mohsen Makhmalbaf, “Secrets of Khamenei's life - part 1 - His interests”, 29 Aralık 2009, http://homylafayette.blogspot.com.tr/2009/12/makhmalbaf-secrets-khameneis-life.html
Muhammad Sahimi, “The Man in the Shadow: Mojtaba Khamenei”, 16 Temmuz 2009, https://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/tehranbureau/2009/07/the-man-in-the-shadow-mojtaba-khamenei.html
 
[12] Rick Gladstone, “Iran’s Supreme Leader on America: Don’t Trust, Don’t Cooperate”, 3 Haziran 2016, https://www.nytimes.com/2016/06/04/world/asia/iran-supreme-leader-khamenei.html
Kay Armin Serjoie, “U.S. Cannot Be Trusted, Iran's Supreme Leader Says”, 9 Nisan 2015, http://time.com/3815110/us-iran-khamenei-lausanne/
 
[13] Eric Lob, Amir Hossein Mahdavi, “Understanding Iran’s supreme leader on the nuclear deal”, 14 Nisan 2015, https://www.washingtonpost.com/news/monkey-cage/wp/2015/04/14/understanding-irans-supreme-leader-on-the-nuclear-deal/?noredirect=on&utm_term=.93444af47ff8
 
[14] Alireza Nader, S. R. Bohandy, David E. Thaler (2011), The Next Supreme Leader: Succession in the Islamic Republic of Iran, RAND Corporation,
Kevjn Lim, “Iran: The Ayatollah Succession Question”, 11 Ekim 2014, https://thediplomat.com/2014/10/iran-the-ayatollah-succession-question/